Herkes benim düşünceme katılır ise yanılmış olmaktan korkarım
Oscar WILDE
       Yükleniyor....
Duyuru ve yeniliklerden haberdar olmak istiyorsanız Eposta'nızı ekleyin
isim :
e- posta :
e-Posta   Yazdır

 

TEFECİLİK SUÇU ( T.C.K. m. 241 )

Öğr. Gör. Fatih BİRTEK*

ÖZET

            Günümüz hayat şartlarında, ekonomik sıkıntı çeken bireylerin sıklıkla başvurduğu acil nakit ihtiyacını temin etme şekillerinden birisi de tefeci denen kimselere müracaattır. Yasaya uygun olarak kurulmuş kamu veya özel hukuk tüzel kişilerinden veya yasaya uygun faaliyet gösteren ikrazatçılardan her hangi bir sebeple para temin edemeyen kimseler; hiçbir prosedür gerektirmeyen ve daha da önemlisi yasal kuruluşlara nazaran para talebine çok hızlı cevap veren bu kimselere müracaat etmekte ve nihayet günün ekonomik koşullarının çok üstünde faiz oranları ile muhatap olarak para ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

            Sosyal ve ekonomik hayat içerisinde gerçekte tefecilik olduğu halde sanki hukuki bir işlem gibi meşrulaştırılmış ve yaygınlaştırılmış modern tefecilik yöntemlerine daha sık rastlamaktayız. Özellikle kredi kartı kullanımı suretiyle tefecilik, kıymetli evrak kırma suretiyle tefecilik ve nihayet ivazlı ödünç para verme şeklinde ortaya çıkan tefecilik en yaygın tefecilik türleridir.

            Tefecilik, kanun koyucu tarafından kamu davasına konu bir suç olarak öngörüldüğü halde, her geçen gün daha fazla kimse tarafından kazanç kapısı olarak görülmekte ve hatta elinde çok cüz i bir miktar bir parası olan bir kimse; küçük bir büro, bir telefon ve kredi kartı çekim cihazından ( pos ) müteşekkil işyeri ! ile ekonomik açıdan zor durumda olan insanları maddi açıdan sömürmekte ve bu suretle vergiden arınmış haksız bir kazanç elde etmektedir. Özellikle ekonomik kriz zamanlarında neredeyse banka ve finans kurumları kadar ciro yapan ve hatta bu kurumlar kadar ivazlı ödünç verme işlemi gerçekleştiren bu kişilerin eylemleri hukuka aykırıdır ve 5237 Sayılı T.C.K.m. 241 kapsamında ceza yaptırımına tabi tutulmuştur.

            Tefecilik eyleminin suç olarak nitelendirilmesi ile; bir yandan toplumda var olan ekonomik ve sosyal düzen korunmakta diğer yandan kayıt dışı ve haksız kazanç elde edilen yasaya aykırı ödünç para verme sektörü ile mücadele amaçlanmaktadır. Nihayet, her iki amacın doğal bir sonucu olarak da maddi açıdan zor durumda olan insanların sömürülmelerinin önüne geçilmek istenmektedir.

Anahtar Kelimeler

İvazlı ödünç, ikrazatçılık, alacak faizi, tefecilik suçu, kredi kartı tefeciliği, çek-senet kırma, modern tefecilik.

 

 

GİRİŞ

Kredi ve finans kurumlarından her hangi bir sebeple kredi alamayan veya acil nakit ihtiyacına gereksinim duyup da yasal prosedürlerle uğraşmak istemeyen kimselerin acil nakit ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla müracaat ettiği ve çoğunlukla da banka kredi faizinin çok üstünde bir miktarla ödünç para veren kimselerle çok sık karşılaşılmaktadır. Özellikle ekonomik krize ve bu krize bağlı olarak ödemelerin tehlikeye düştüğü, ödeme yapmakta sıkıntı çekilen durumlarda ekonomik açıdan zor durumda kalan insanların, bu türden kimselere müracaatları kaçınılmaz olmaktadır.[1]

            İvaz ( faiz ) karşılığı ödünç para verilmesi işleminin hukuka uygun yapılmaması           ( kanun tarafından yetkilendirilmeden, yetkili merciden izin alınmadan )  Türk Ceza Kanunu’na göre tefecilik suçuna vücut vermektedir.

Bu çalışma kapsamında ikrazatçılık ve tefecilik kavramları, tefecilik suçu ve bu suçun unsurları, günlük hayatta gerçekte tefecilik olduğu halde ticari faaliyetmiş gibi görünen/ gösterilen eylemler Yargıtay ve Danıştay İçtihatları ışığında ele alınacaktır.

1. İKRAZATÇILIK – TEFECİLİK ve TEFECİ KAVRAMLARI

            Tefecilik kavramı, ikrazatçılık kavramı ile yakından ilgilidir. Her iki kavram da 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de tanımlanmıştır. Kanun Hükmünde Kararname’nin  21/06/1994 tarih ve - 545 Sayılı KHK’nın     3 /a bendinde:

            İkrazatçı:Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişiler ” olarak tanımlanmakta ve bu tanımlamadan hareketle de bu işi yapmak konusunda resmi makamlardan izin alarak uğraş haline getiren kimselere ise ikrazatçı adı verilmektedir.

            Aynı KHK’nın 9. maddesine göre:

Tefecilik: İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve KHK uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde, ödünç para verme işlerine devam edilmesi eylemlerine verilen isimdir.

Tefecilik sayılan eylemler ise aynı KHK nın 9. (Değişik madde: 21/06/1994 - KHK - 545/9. md.) maddesinde şu şekilde sıralanmaktadır:

Bu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca ikrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi, tefecilik sayılır.”

Tefeci kavramının anlamı konusunda ise 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanunu’nun ( MÜLGA ) 14/07/1960 - 18 S.K./1. md. İle değişik 14. maddesinde şu şekilde bir tanımlama mevcuttur.:

1 inci maddeye göre izin almaya mecbur olan hakiki veya hükmi şahıslardan bu mecburiyete riayet etmeyenlere veya 9 uncu madde hükümlerine göre Bakanlar Kurulunca ittihaz edilecek kararlara aykırı hareket eyleyenlere ve beyannamelerindeki şartları ve faiz hadlerini muvazaa ile gizleyenlere tefeci denir.”

Anılan kanuni tanımlamalar dikkate alındığında; faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi hallerinde tefecilikten söz edilebilecektir.

Yine bu değerlendirmeden hareketle 90 Sayılı KHK madde 9 da yer alan, Hazine Müsteşarlığından izin alınması ve beyanname verilmesi ve nihayet bu izin belgesi ve beyannamenin 30 gün içerisinde Ticaret Siciline tescil ve ilanı şartlarını yerine getiren kimseler faiz ve sair adlar altında ödünç para verme işleri ile uğraşabilecektir.

Genel bir değerlendirme yapılarak; yasal şartlara uygun olarak yapılan faiz veya benzeri ivazlar elde etmek amacıyla ödünç para verme işleriyle uğraşmak İKRAZATÇILIK; bu işleri yasaya aykırı bir surette yapmak veya yasaya uygun surette almış olduğu iznin iptal edilmesine rağmen ödünç para verme işlerine devam etmek ise TEFECİLİK olarak nitelendirilebilir.

Bu çalışma kapsamından ele alacağımız konu tefecilik suçu ve bu suçun iktisadi hayattaki görünümleri ile sınırlandırılmış olduğundan; gerek yasal şartları dahilinde yapılan ikrazatçılık faaliyetleri ve gerekse 90 Sayılı KHK m. 2 uyarınca istisna tutulan ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri çerçevesinde yetkili olan banka, sigorta şirketleri ve özel kanunlarına göre ödünç para vermeye yetkili kılınan kuruluşlar ile tüzel kişilerin doğrudan veya ortak veya iştirakleri vasıtasıyla dolaylı olarak ortaklık ilişkisi içinde bulundukları diğer tüzel kişilere ödünç para verme işlemleri[2] inceleme konusu yapılmayacaktır.

 

2. TEFECİLİK SUÇU

            Tefecilik suçuna ilişkin incelememiz iki alt başlıkta toplanacaktır. İlk bölümde 5237 Sayılı T.C.K. m. 241 yürürlüğe girmeden önceki döneme ilişkin olarak mevzuatta yer alan hükümler değerlendirilecek, ikinci bölümde ise 5237 Sayılı T.C.K. m. 241’de yer alan tefecilik suçu ve bu suçun unsurları açıklanmaya çalışılacaktır.

            2.1. 5237 Sayılı T.C.K.’dan Önceki Durum

            Tefecilik suçu 765 Sayılı T.C.K.’da düzenlenmemiştir. 5237 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki dönemde, tefecilik suçunun yasal dayanağı olarak iki hukuki düzenleme karşımıza çıkmaktadır. Bunlar, 2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunu ve 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında KHK ( 545 Sayılı KHK ile değişik )’ dır.

            İlk olarak 08.06.1933 tarih ve  2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri  Kanunu’nun 14. maddesine göre; izin almaya mecbur olduğu halde izin almayan gerçek veya tüzel kişiler ve ikrazatçılık izni olduğu halde dahi aynı kanunun 9. maddesinde yer verilen Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararları aykırı surette ikrazatçılık yapan kimseler ve ikrazat beyannamesinde yazılı olan faiz hadleri ve ikrazat beyannamesindeki şartları muvazaa ile gizleyenler tefeci olarak kabul edilmektedir.

            Bu kanun uyarınca tefecilik suçu üç farklı surette işlenebilecektir:

-         Kanuna göre izin almadan ödünç para verme işi ile uğraşmak,

-         İkrazatçılık izni olduğu halde Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen kararlara aykırı harekette bulunanlar,

-         İkrazat beyannamelerindeki şartları ve faiz hadlerini muvazaa ile gizleyen gerçek veya tüzel kişiler tefecilik suçunu işlemiş olmaktadır.

2279 Sayılı Kanun’un 14.07.1960 tarih ve 18. S.K/1. maddesi ile değişik 17. maddesine göre, bu kanunun 14. maddesine göre tefecilik olarak kabul edilen fiileri işleyenlerin; 6 Aydan 2 seneye kadar hapis cezasıyla birlikte, temin ettikleri menfaatlerin 5 misli ağır para cezası ile cezalandırılacak, bu suçların tekerrürü halinde cezalar 3 misline çıkarılacaktır. Yine tefecilik suçundan mahkum olanlar cezanın infazından başlayarak 3 yıl geçmeden ikrazatçılık izni için müracaat edemeyecek (m. 19) ve tefecilik suçunu ikinci kez işleyenler ise izin verilmeyecektir.(m.19).

            17. maddenin 2. fıkrasına göre ise: “ Mezkur suçların, hükmi şahsiyeti haiz bir teşekkül tarafından işlenmesi halinde para cezaları bu teşekküle, diğer cezalar ise İdare Meclisi veya İdare Komitesi Reis ve Azalarından veya imzaları ile o müesseseyi ilzama salahiyetli müdür veya memurlarından cezayı müstelzim fiil işlemiş veya buna iştirak etmiş veya buna emir vermiş olanlara uygulanır.Bankalar Kanunun 80 inci maddesi hükmü mahfuzdur. ”[3]

            Ayrıca 2279 Sayılı Kanun uyarınca tefecilik sayılan eylemlerden mahkum olanların cezaları bakımından erteleme hükümleri de uygulanmamaktaydı. ( m.18/son cümle )

            2279 Sayılı Ödüç Para Verme İşleri Kanunu, 30.09.1983 tarih ve 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 16. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

            90 Sayılı KHK hükümlerine göre; izin alınmadan ikrazatçılık yapılması veya bu işlerin meslek edinilmesi veya izin süresi bittikten sonra da ödünç para verme işiyle uğraşılması halinde tefecilik suçu söz konusu olacaktır.

      90 Sayılı KHK ya göre bu suçun cezası: “ 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla birlikte 50 bin liradan az olmamak kaydıyla, sağladıkları menfaatlerin 5 katı ağır para cezası ” dır.

      Tefecilik suçunun tekerrürü halinde, cezalar 3 katına çıkarılarak hükmolunur. ( m. 15/3 )

      KHK m. 15/4 uyarınca KHK da sayılan yükümlülükleri aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak olan cezalar:

    a - Gerçek kişi ikrazatçıların kendilerine,

    b - Tüzel kişi ikrazatçıların ortaklarına,

    c - Gerçek ve tüzel kişi ikrazatçıların işlerini fiilen idare etme ve imzalarıyle o teşekkülü bağlayıcı işlem yapmaya yetkili müdür veya memurlarından cezayı gerektiren fiili işlemiş veya buna iştirak etmiş veya buna emir vermiş olanlara uygulanır.

   90 Sayılı KHK’nın yürürlük maddesi olan 17. maddesine göre KHK nın cezai müeyyideler içeren 15. maddesinin Kararname kanunlaştığı anda yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. Ancak anılan KHK kanunlaşmadığı için[4] 17/3 bendi uyarınca tefecilik suçu ve cezaları hakkında 2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanunu’nun 17. maddesi hükümleri uygulanmaya devam edilmiştir.

90 sayılı KHK 12 yıl boyunca yasalaşmadan yürürlükte kalmıştır. Anılan 90 Sayılı KHK’ nın kanunlaşamayarak yürürlüğe girmeyişi ve nihayet tefecilik eylemine ceza ve ceza yerine geçen yaptırımlar uygulanmak konusunda 2279 Sayılı Kanun’un 17. maddesinin uygulanmaya devam edilmesi daha hukuka uygun bir durum meydana getirmiştir. Şöyle ki 1982 Anayasası’nın suç ve cezalara ilişkin hükümleri içeren 38. maddesine göre:

      Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez…

     Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ”

     Bu bağlamda kanunlaşamayan 90 Sayılı KHK, tefecilik eylemine ilişkin olarak Kanun Hükmünde Kararname ile suç ve hürriyeti bağlayıcı ceza ihdas etmiştir. Bu durum suç ve cezaların kanuniliği ve nihayet ceza ve ceza yerine geçen  güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı kurallarına aykırılık teşkil etmekteydi. Oysa Anayasamız idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ihdasına imkan tanımamıştır.[5]

      Kaldı ki, 1982 Anayasası’nın 91. maddesi uyarınca:

“ - Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.”

     90 Sayılı KHK bir olağan dönem KHK’sı olduğuna göre bu kararname ile kişi hürriyeti ve güvenliğini sınırlayan ve bu yönüyle de temel hakları sınırlamış olan tefecilik suçuna hürriyeti bağlayıcı ceza öngören bir düzenleme yapılması Anayasa’nın 91. maddesine açıkça aykırılık taşımaktaydı.[6]

      90 Sayılı KHK’nın 15. maddesi itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi önüne gelmiş ve Anayasa Mahkemesince:[7]

      “ Yaptırım içeren itiraz konusu 17. madde, 2279 sayılı Yasa’da düzenlendiğine ve 90 sayılı KHK’nin 17. maddesinin üçüncü fıkrasında, “15. madde yürürlüğe girinceye kadar 2279 sayılı Kanunun suç saydığı fiiller hakkında, bu Kanunun 17. maddesinde yazılı hükümlerin uygulanmasına devam olunur” denildiğinden “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırılıktan söz edilemez” denilerek anılan KHK nın Anayasa’nın, 2,38,10. maddelerine ve bu sebeple de ANAYASA’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.

      Kanaatimizce, 90 Sayılı KHK’nın 15. maddesinin tefecilik suçuna ilişkin olarak hürriyeti bağlayıcı ceza içeren hükümlerinin her nasılsa kanunlaşamayarak yürürlüğe girememiş olması ve nihayet tefecilik suçuna ilişkin olarak 2279 Sayılı KANUN un cezai müeyyide içeren 17. maddesinin hükmünün uygulanmak zorunluluğunun doğması hukuk devleti ve suç ve cezaların kanuniliği ilkeleri bakımından, temel hak ve hürriyet ihlali sayılabilecek bir durumun ortaya çıkmasına engel olmuştur.

2.2. 5237 Sayılı Kanun’da Yer Alan Düzenleme

Kanun hükmünü inceleme geçmeden önce buraya kadar yapılan açıklamalardan hareketle tefecilik/ikrazatçılık fiileri hakkında genel bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Gerek 2279 Sayılı Kanun ve gerekse 90 Sayılı KHK ( 545 Sayılı KHK ile değişik ) hükümleri dikkate alındığında, yetkili mercilerden izin alınarak yapılan ödünç para verme ve kanunda sayılan diğer kazanç getirici işlemlerin ikrazatçılık kapsamında sayıldığı ve hukuka uygun kabul edildiği ve nihayet izin alınmadan yapılan veya izin süresi bittikten sonra yapılmaya devam edilen ödünç para verme işlemleri veya sair kazanç getirici işlemlerin tefecilik suçu kapsamında sayıldığı açıktır.

Tefecilik,  izin alınmadan yapılan ikrazatçılıktır.[8]

5237 Sayılı Kanun’un 241. maddesi tefecilik suçuna ilişkin olarak yeni tarihli bir kanuni düzenleme olması sebebiyle 90 Sayılı KHK m. 15 ve 2279 Sayılı Kanun’un 17. maddesini zımnen ilga etmiştir. Tefecilik suçu hakkında uygulanacak olan suç ve ceza hükümleri 5237 Sayılı Kanun’un 241. maddesine göre belirlenecektir. Ancak 241. madde tefecilik kavramını tanımlamamış olduğundan hangi eylemlerin tefecilik kapsamında değerlendirileceği halen yürürlükte olan 90 Sayılı KHK’nın tefecilik sayılan işlemler başlıklı 9. maddesine göre belirlenecektir.

5237 Sayılı Kanun m. 241’e  göre:

Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Tefecilik suçunun unsurları  ayrı ayrı ele alınmak suretiyle inceleme konusu yapılacaktır.

2.2.1. Suçun Maddi Unsurları

                        2.2.1.1. Fail: Yukarıda açıklandığı üzere hangi kimselerin tefeci sayılacağına ilişkin olarak T.C.K. m. 241 hükmünde açıklık bulunmamaktadır. Bu sebeple tefeci/tefecilik sayılan eylemler bakımından 90 Sayılı KHK hükümleri bakımından bir değerlendirme yapmak zorunludur.

90 Sayılı KHK’ya göre tefeci/tefecilik: “ Yetkili makamdan izin alınmadan                 ( Hazine Müsteşarlığı ) faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek olarak kabul edilmesi ve KHK uyarınca alınan izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi” dir.

T.C.K. m. 241 hükmünde yer alan tefeci/tefecilik kavramı bakımından da bu hüküm aynen geçerlidir.

241. madde bağlamında tefecilik suçunun faili ancak gerçek kişilerdir. Fakat tefecilik suçu sebebiyle bir tüzel kişi yararına haksız menfaat sağlanmış ise 242. maddede yer alan özel hüküm sebebiyle bu tüzel kişiler hakkında da tüzel kişilere has güvenlik tedbirleri    ( T.C.K. m. 60/1 uyarınca, faaliyet izni iptali ve 60/2 uyarınca, müsadere ) uygulanabilecektir.

                        2.2.1.2. Mağdur: Bu suçun mağduru ceza hukuku bağlamında kusur yeteneğini haiz herkes olabilir. Bu suç bakımından mağdur genellikle acil ekonomik kaynağa ihtiyaç duyan ve bu banka ve sair kredi/finans kurumlarından karşılayamayan veya bu kurumlara yasal nedenlerden ötürü müracaat edemeyen ve nihayet ekonomik açıdan zor durumda olan kimselerdir. Yasa koyucunun izlemiş olduğu suç politikası gereği tefecilik suçunun mağduru cezalandırılmamaktadır.

                                    2.2.1.3. Hareket ve Netice: Belirli bir miktar paranın yine belirli bir miktar fazlasıyla ( faiz ) geri ödenmek üzere ihtiyaç sahibine verilmesi suçun hareket unsurunu teşkil eder.[9] Bu bağlamda suç söz konusu paranın mağdura verilmesiyle işlenmiş olur. Paranın türü ( yerli-yabancı para vs. ) ve geri verme süresinin uzunluğu bu suçun oluşması bakımından önemli değildir.[10]

Kanun paradan bahsettiği için altın ve sair menkul kıymet unsurlarının bir başkasına ivazlı olarak bile olsa ödünç verilmesi halinde tefecilik suçu oluşmayacaktır. Altın geçmişte para olarak kullanılmış olsa da günümüzde bir değer rezervi olarak kabul görmektedir.[11]

            Özellikle taşra kesiminde ve tarım işiyle uğraşanlar arasında söz konusu olan menkul kıymetin ( altın vs. ) belirli bir süre kullanılmasına karşılık arazinin icar ( kira bedeli ) söz konusu olmaksızın kullanılması halinde de para söz konusu olmadığı için tefecilik suçu oluşmayacaktır.

            Sosyal hayatta çok sık karşılaşılan işlemlerden olan, vadesi gelmemiş kıymetli evrakın üzerinde yazılı olan miktardan daha az bir bedel karşılığında alınıp satılması,[12] gerçekte satım sözleşmesi yapılmış gibi gösterildiği halde satım sözleşmesine dayanmaksızın kredi kartı ile altın ve sair alışveriş yapılmış gibi göstererek, kredi kartından çekilen bedelden daha az bir bedelin kart sahibine ödenmesi gibi işlemler de T.C.K m. 241 bağlamında tefecilik suçudur.

Her ne kadar kredi kartından para çekilmesi işleminde karşılık hemen alınmış olsa da gerçekte, bir ödünç para verme işlemi söz konusu olduğundan tefecilik suçunun oluştuğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Çünkü tefecilik suçunun oluşumu için fazla değerin       ( faiz ) alınması konusunda geçecek sürenin uzun veya kısa olmasının önemi yoktur.

            Tefecilik suçunun oluşması için failin elde ettiği fazla değerin ( faiz ) piyasa koşullarının üstünde bir değer olması veya bir başka değişle ödünç vermiş olduğu paranın piyasa şartlarında uğradığı değer kaybından daha fazla miktarda olması gerekmektedir. Ödünç verilen paranın normal piyasa koşullarındaki değer kayıplarını karşılayan fazlalığın      ( faiz ) kazanç kapsamında değerlendirilmemesi gerekmektedir.[13]

            Tefecilik suçunun oluşması bakımından failin bu işi meslek edinmesi veya suç sayılan hareketler bakımından süreklilik aranmamaktadır.[14] Bu noktada tek bir hareketin tefecilik sayılıp sayılamayacağı, süreklilik veya meslek ittihat etme şartlarının aranıp aranmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

            Bu noktada 241. maddenin lafzına bakıldığından ödünç para verme eyleminin tek bir kez yapılmış olması bile tefecilik suçunun oluşması için yeterlidir.[15]

Ancak öğretide bu suçun oluşabilmesi için meslek olarak yapılması gerektiği ve bir kez kazanç maksadıyla ödünç para vermek fiilinin tefecilik suçu kapsamında sayılamayacağı, süreklilik ve meslek edinme unsurlarının tefecilik suçunun oluşumu bakımından gözetilmesi gerektiği de öne sürülmektedir.[16]

Tefeci kavramı dil bilgisi bakımından : “ El altından yüksek faizle para veren kimse ” yi karşılamaktadır.[17] Tefecilik kavramı ise: “ Tefecinin işi, faizcilik, murabaha,            murabahacılık ” anlamlarına gelmektedir.[18] T.C.K. m. 241 başlığında yer alan tefecilik kavramı ile her ne kadar bu işin meslek ittihaz edilmesi veya sürekli bir biçimde yapılamasının cezalandırılmak isteğine binaen –cilik eki ile birlikte tefeci kavramının kullanılmış olsa da madde metnine göre kazanç elde etmek amacıyla bir başkasına para veren kişi lafzı ile bu işin meslek haline getirilme veya sürekli şekilde yapılma zorunluluğunun bulunmadığı açıktır. Kaldı ki madde gerekçesinde fiilden hareketle, tefecilik fiilinin suç olarak tanımlandığı na yer verilemektedir.[19]

YARGITAY: “ Tefecilik suçunun oluşması içi, birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde faiz karşılığı ödünç para verme ” koşulunu aramaktadır.[20]

Yine Yargıtay 7. Ceza Dairesi 21.06.2006 gün ve 36039-12651 Sayılı Kararına Göre:

            Tefecilik suçunun oluşabilmesi için birden fazla kişiye sistemli ve sürekli bir biçimde faiz karşılığı ödünç para verilmesi ” gerekmektedir. [21]

DANIŞTAY ise:Bir yılda birden çok kişiye veya aynı kişiye birden çok yılda borç para verilmesini ” ikrazatçılık olarak kabul etmiş ve “ borç verme işlemlerinde faizin peşin alındığı, alacağın senet veya ipotek tesisi suretiyle güvenceye bağlanmasının da faiz alındığına delil teşkil edeceğine ” karar vermiştir.[22]

             Yargıtay’ın her iki kararına konu olan olaylar,  5237 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girme tarihi olan 1 Haziran 2005 ten önceki döneme ilişkindir.

Kanaatimizce 90 Sayılı KHK m. 9 uyarınca: “ İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ” tefecilik olarak kabule edilmiş olduğundan, 90 Sayılı KHK bakımından bir eylemin tefecilik sayılabilmesi meslek ittihaz edilmesi veya sürekli bir biçimde yapılması zorunlu değildir.

            Bu bağlamda gerek tefecilik kavramını tanımlayan 90 Sayılı KHK ve gerekse T.C.K. m. 241 metni ve gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde tefecilik suçunun oluşması için tefecilik sayılan eylemlerin sürekli bir biçimde veya meslek ittihaz edilerek yapılması zorunlu değildir.

 

 

5237 Sayılı Kanun’ UN 241. MADDESİNE göre:

Tefecilik sayılan eylemlerin bir kez dahi yapılmış olmasıyla DAHİ tefecilik suçu oluşacaktır.

            ERDAĞ, madde metninde yer alan başkasına kelimesini başkalarına şeklinde anlayarak hükmün düzenleniş amacına yaklaştırılabileceğini savunsa da[23], böyle bir yorumun kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü T.C.K. m. 2/3 uyarınca:

 Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

Tefecilik suçu, suça konu ödünç paranın verildiği anda işlenmiş sayılır.[24]

2.2.2. Suçun Özel Görünüş Biçimleri

                        2.2.2.1. Teşebbüs: Tefecilik suçu bir mesafe suçu olduğundan teşebbüse elverişlidir. Suç konusu paranın ödünç olarak verilmeden, fahiş bononun imzalanması aşamasında kalınmış olması veya kredi kartından gerçekte bir satım sözleşmesi olmadan çekim yapılması fakat fail tarafından bedelin henüz kredi kartı sahibine ödenmemiş olması, bononun bedelinden çok aşağı bir tutar için vadesi gelmeden satın alınması durumunda da bononun alınıp da söz konusu bedelin bono sahibine ödenmemiş olması gibi durumlarda teşebbüsten söz edilebilir.  Ancak teşebbüs söz konusu olan durumlarda kazanç elde etmek saikinin ve dolayısıyla tefecilik suçunun oluştuğunun ispatı bakımından zorluk söz konusudur.

                        2.2.2.2. İştirak: Tefecelik suçu iştirak bakımından her hangi bir özellik arz etmez. Azmettirme hali de dahil olmak üzere suçun özel görünüş biçimleri bu suç bakımından mümkündür. Ancak bu suça faili azmettirme durumunun ispatı pek mümkün değildir. Belirli miktar paranın ortaya konularak bu para ile tefecilik, bono kırma ve sair işlemler yapmak suretiyle beraber işleme ( asli maddi fail ); kredi kartı çekim cihazı ( pos ) bulunmayan bir tefeciye kendi pos cihazı kullandırmak suretiyle veya paraya ihtiyacı olan kimseler ile tefeci arasında irtibat kurma gibi hallerde de yardım etme söz konusudur.

                        2.2.2.3. İçtima: Tefecilik suçu kapsamında bu suçun kanuni tanımına uyan eylemler dışında başkaca suçlar işlenir ise fail bundan sorumlu olacaktır. Örneğin vadesi gelmemiş bononun değerinin çok altında satın alınması olayında fail verdiği parayı teminat altına almak için mağdura zorla/cebir uygulanarak senet imzalatır ise bu durumda T.C.K. m. 148/2 uyarınca fail senedin yağması suçunu da işlemiş olacak ve gerçek içtima kuralları uyarınca her iki suçtan da ayrı ayrı sorumlu tutulacaktır.

Tefecilik suçu kapsamında gerçeğe aykırı bir biçimde kıymetli evrak düzenlenmesi halinde de T.C.K m. 210 uyarınca kıymetli evrak resmi evrak olarak kabul edildiğinden T.C.K. m. 204 hükmü uyarınca resmi evrakta sahtecilik suçundan gerçek içtima kuralları uyarınca ayrıca sorumlu olacaktır.

Fail ile mağdur arasında düzenlenmiş olan ispat vasıtası sözleşme üzerinde failin mağdurun rızasına aykırı biçimde yapacağı değişiklikler/eklemeler bakımından ise, özel belgede sahtecilik ( T.C.K. m. 207 ) suçundan fail için ayrıca bir sorumluluk söz konusu olacaktır.

T.C.K. m. 43 hükmünde düzenlenen zincirleme suç kavramı bakımından tefecilik suçu ayrıca incelenmelidir.

43. madde bağlamında bakıldığında tefecilik suçunun zincirleme biçimde işlenmesi mümkündür.[25] Çünkü tefecilik suçu m. 43/3 te yer alan zincirleme suç hükümlerinin uygulanması yasak olan suçlardan değildir.

Aynı borç para verme işlemi ile birlikte iki kişiyi faizli borç altına sokan fail bakımından  ( faizli ödünç paranın iki borçlusu olması durumunda ) zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Faiz karşılığı ödünç verilen para bakımından mağdurlar müteselsil veya müşterek borçlu ise ve bu durum fail tarafından bilinerek faiz karşılığı ödünç para verilmiş ise, bu durumda zincirleme suç söz konusu olacaktır. Burada fail suç sayılan tek hareketle iki kişiye birden faiz karşılığı ödünç vermiştir.

Aynı mağdura karşı uzun sayılmayan aralıklarla müteaddit defalar borç veren, bu işlemlerde eski faiz oranı veya artan faiz oranları ile aynı mağduru borç altına sokan failin durumu da yine zincirleme suça örnek teşkil eder.

Ancak farklı mağdurlara karşı faiz karşılığı ödünç verme işlemlerinde her bir ödünç verme işlemi için ayrı bir tefecilik suçu oluşacaktır.

            2.2.3. Manevi Unsur

Tefecilik suçunun oluşması için failde ödünç para vermek suretiyle kazanç elde etmek kastının bulunması gerekmektedir.[26] Bu bağlamda kazanç elde etme amacı olmayan ödünç vermeler ve yine kazanç elde etmek kastı olmaksızın paranın geri ödenmesine kadar geçen sürede muhtemel değer kaybı tutarı ile sınırlı olan ilave ödeme talebinin tefecilik suçu kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Kanun koyucu bu suç tipinde özel olarak failin kazanç elde etmek saikini aramaktadır.

5237 Sayılı Kanun ile birlikte özel kast genel kast ayrımı terk edilmekte ve kasten işlenen suçlar kural olarak hem kast hem de olası kast ile işlenebilmektedir.

5237 Sayılı Yasa bakımından özel kast, amaç ( m. 109/5 ), maksat ( m. 158/1, m. 79, m. 80 ) gibi kelimelerle ifade edilmiştir.[27] Bunun yanında bazı suçlar bakımından da cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlenmiştir.[28] Bu haller dışında özel kast bakımından önemli olan saik, 5237 Sayılı Kanun bakımından cezanın bireyselleştirilmesini öngören  m. 61/f bendi bağlamında[29] cezanın alt ve üst sınır arasında belirlenmesi için kullanılan kriterlerden birisidir.

Tefecilik suçu bakımından saik ( kazanç elde etmek amacı ) suçun unsuru olarak düzenlenmiştir ve bu bakımdan failde kanunda aranan saikin bulunması zorunludur.

5237 S.K. m. 241 ile getirilen ve izin alınmadan yapılan, faiz karşılığı ödünç para verme işleminin suç sayılması sözleşme serbestisi ilkesinin istisnası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönü itibariyle Borçlar Kanunu’nda yer alan sözleşme serbestisine ilişkin bir sınırlamadır.[30]

Tefecilik suçu bakımından kazanç elde etmek kastının bulunması zorunlu bir unsur olduğuna göre bu kavram neyi ifade etmektedir, hangi tür ödünç verme işlemleri tefecilik sayılacaktır ?

Kazanç amacı taşımayan ve yakın akrabalık veya kişisel ilişkiler nedeniyle ödünç para verilmesi bu suç kapsamında değildir. Tefecilik suçu kapsamında fail ilk anda parayı yakın kişisel ilişki, tanıdık olma veya ailesel yakınlık nedeniyle verdiğini iddia edecektir. Ancak Danıştay  Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 17.11.2000 tarih ve 2000/186 E., 200/368 K.,  Sayılı Kararında:

Günün ekonomik koşullarına göre, önemli miktarlarda paraların karşılıksız olarak alınıp verilemeyeceğine..” karar vermiştir.

Bu bağlamda Danıştay önemli miktarlarda paraların ekonomik koşullar nazara alındığında bir ivaz karşılığında verilmiş olacağına ilişkin bir karine benimsemiş olmaktadır. Ancak Ceza Yargılaması bakımından susma hakkı bulunan sanığın her hangi bir olguyu ispat yükümlülüğü bulunmadığından, sırf bu karineden hareketle mahkumiyet kararı verilemeyecektir.

Yargıtay 7. CD. 15.12.2005 tarih ve 2003/14352 E, 2005/21394 K. Sayılı Kararında[31]:

Müşteki ve mağdurlara fındık sezonlarından önce döviz ya da Türk parası veren , fındık sezonu geldiğinde senetlere fahiş bedeller yazıp nakit ya da fındık ürünü olarak ilgililerden icra yolu dahil tahsil etmeye çalışan ve önemli miktarlarda tahsilatlar da yapan, bu suretle izin almadan ivaz karşılığı borç para verme işini meslek haline getiren sanığın bu eylemlerinin kül halinde tefecilik suçunu oluşturduğu…” na karar verilmiştir.

Borç vererek kazanç temin eden kimseler, elde ettikleri, talep ettikleri miktar fahiş olmasa dahi[32] tefecilik suçunu işlemiş olurlar.

Failin kazanç maksadı; mağdur ile arasında ödünç parayı temin maksadıyla sözleşme veya bono imzalamış olması ile, mağdurdan borç tutarının üstünde bir menkul veya gayrimenkul teminat alması veya kıymetli evrak alması, failin yed inde farklı kişilere ait olan ve hukuki ilişki ile alındıkları açıklanamayan çok sayıda kıymetli evrak bulunması         ( özellikle bono kırdırma şeklinde işlenen tefecilikte ), failin kredi kartı ile satış yapılmış gibi gösterdiği malın gerçekte hala failin elinde bulunması durumunda ( kredi kartı ile işlenen tefecilik ), her hangi bir işletmesi, ticari faaliyeti bulunmadığı halde, bir yılda birden çok kişiye veya aynı kişiye birden çok yılda borç para verilmesi, sosyal ve ekonomik hayatın koşulları dikkate alınarak, ailesel veya kişisel bir yakınlık olmadan bir kimseye borç para verilmiş olması gibi durumlar, failin alacak faizi elde etmek maksadıyla ödünç para verildiğine ilişkin DELİLdir.

Ancak failin kazanç elde etmek kastı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilememiş ise suçun manevi unsuru bakımından var olan şüphe sanığın lehine yorumlanmak suretiyle sanığın beraatine karar verilmelidir.

Masumiyet karinesi ve şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesinin bulunduğu bir ceza yargılaması sisteminde suçluluk karinesinden hareketle mahkumiyet kararı verilebilmesi mümkün değildir.

Şüpheden sanık yararlanır ( in dubio pro reo ) ilkesinin suçun manevi unsuru bakımından da uygulanması gerekmektedir.[33]

2.2.4. Hukuka Uygunluk Nedenleri

Tefecilik faaliyetinin Hazine Müsteşarlığı’ndan izin alınmak suretiyle yapılması bir hukuka uygunluk nedenidir. İzin alınmak suretiyle yapılan faaliyet, ikrazatçılık olarak adlandırılmaktadır. 2008 yılı itibariyle Hazine Müşteşarlığı’ndan izin alarak ikrazatçılık yapan kişi sayısı sadece 35’tir.[34]

Banka ve finans kurumları ise kendi mevzuatı ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında faaliyet gösterdiklerinden 90 Sayılı KHK hükümleri kapsamı dışındadır ve bu anlamda bu kurumların yapmış oldukları faiz karşılığı borç verme işlemleri bakımından hukuka uygunluk nedeni vardır.

2.2.5. Kovuşturma ve Yaptırım

Tefecilik suçu KAMU DAVASI usulüyle takip edilir.

Ancak suçun mağdurları çoğunlukla acil durumlarda nakit ihtiyacı karşılamış olmaları ve bu suretle mevcut bir menfaatleri bulunması sebebiyle suçu ihbar etmezler ve bu suçun işlendiğini bilen tanıklar da tanıklık yapmaktan kaçınırlar. Ancak tefecilik suçunun işlenmesine tanık olan ( işlenmekte olan suç ) kimseler T.C.K. m. 278, suçu bildirmeme suçu kapsamında sorumludurlar.

Vergi denetim elemanları veya kamu görevi ifa edenler bakımından ise, görevleri ile bağlantılı olarak tefecilik suçunu öğrenmiş olmaları durumunda bu durumu C. Savcılığı’na bildirmeleri gerekmektedir.[35] Bildirim yapmayan veya bildirimde gecikme gösteren kamu görevlisi T.C.K. m. 279 da yer alan kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçuna ilişkin hükümler kapsamında sorumlu olacaktır.

T.C.K. m. 241 de tefecilik suçunun yaptırımı olarak iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası öngörülmüştür.

Bir tüzel kişi yararına olarak tefecilik suçunun işlenmesi halinde ise T.C.K. m. 242 de yer alan özel hüküm sebebiyle tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirleri ( T.C.K. m. 60/1 uyarınca, faaliyet izni iptali ve 60/2 uyarınca, müsadere ) uygulanabilecektir.

Tefecilik suçuna ilişkin olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasında paranın tamamının mı yoksa sadece alacak faizi teşkil eden kısmımın mı güvenlik tedbiri kapsamına gireceği tartışmalıdır. MALKOÇ, sadece kazanç sayılan ve suça konu alan miktarın müsadere edilmesi gerektiği görüşünü benimsemekte iken[36], DÜNDAR, söz konusu paranın suç konusu olması sebebiyle tamamının müsadere edilmesi gerektiğini öne sürmektedir.[37]

Kanaatimizce tefecilik suçunun işlenmesinde söz konusu olan paranın tamamı suç konusunu oluşturmaktadır. Fail elindeki paranın ANCAK TAMAMI ile bu suçu işleyebilir.  Suç konusu olan kısım alacak faizi olarak belirlenen kısım değil paranın tamamıdır. Bu sebeple sadece alacak faizi teşkil eden kısma ilişkin olarak kısmen müsadere hükümlerinin uygulanabileceği yönündeki görüşe iştirak etmemekteyiz. Suça konu olan miktar tamamen müsadere edilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SONUÇ

            Yetkili makamlardan izin alınmadan yapılan faiz karşılığı ödünç para verme işlemi tefecilik suçu olarak adlandırılmakta ve kamu adına kovuşturulmaktadır. 5237 Sayılı Kanun’da yer verilen düzenleme ile önceki dönemde olduğu gibi süreklilik veya meslek edinmiş olma şartı aranmamakta, tek bir kez dahi olsa alacak faizi elde etmek maksadıyla ödünç para verilmesi halinde suç oluşmaktadır.

            T.C.K. m. 241, 90 Sayılı KHK madde 15 hükmünü zımnen ilga etmiştir. Bu sebeple tefecilik suçuna ilişkin olarak T.C.K. m. 241 hükmü uygulanacaktır. Ancak tefecilik kavramının tespiti için anılan KHK hükümleri önem taşımaktadır.

Çalışmamızda açıklandığı üzere, günümüzde tefecilik; kredi kartlarının da yaygın olarak her türlü alım satım ilişkilerinde kullanılmasının yaygınlaşması ile çok geniş bir alana yayılmıştır. Mal satımı olmadan, satış yapılmış gibi gösterilip bedelden daha fazla bir miktarın kredi kartından çekilmesi ve fakat bu miktarın çok altında bir paranın kredi kartı sahibine verilmesi, cep telefonu kontörü satılmış gibi gösterilerek kredi kartından para çekilmesi, kıymetli evrakın vadesinde önce değerinin altında bir miktara kırılması ve en basit haliyle teminat senedi vesair menkul veya gayrimenkul güvencelerle faiz karşılığı ödünç para verilmesi halleri tefecilik suçunun sosyal ve ekonomik hayattaki görünümleridir.

Günümüz sosyal ve ekonomik koşulları dikkate alındığında yakın akrabalık veya kişisel nedenler olmaksızın karşılıksız borç para verilmeyeceği yönünde yargısal bir karine mevcuttur. Yargı kararları ile ortaya konulmuş olan bu karine fail aleyhinedir. Ancak bu karineden hareketle ve failin saikinin ispatının zorluğu gibi nedenlerle yenilmemiş şüpheye dayanılarak mahkumiyet kararı verilemeyecektir. Suçun manevi unsuruna ilişkin olan yenilmemiş şüphe ( yaklaşık ispat ), mahkumiyet için yeterli değildir. Şüpheden sanığın yararlanacağı yönündeki evrensel ilke bu durumda da uygulama alanı bulacak ve sanığın kazanç elde etmek kastı şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispat edilememiş ise beraat kararı verilecektir.

            Kazanç elde etme saikinin tam olarak ispat edilemediği durumlarda şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın tefecilik suçundan beraati gerekmektedir.

Tefecilik eylemi suç sayılmak ve cezai yaptırıma tabi tutulmak suretiyle, yasaya aykırı bir biçimde ve izin alınmaksızın, vergilendirilmemiş faiz kazancı elde etmek suretiyle meydana gelen haksız kazanç elde edilmesinin ve zor durumda olan insanların fahiş tutarlar ödemek zorunda bırakılması suretiyle sömürülmesinin önüne geçilmektedir.

 

KAYNAKÇA

 

BÜYÜK TÜRKÇE SÖZLÜK, http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=veritbn&kelimesec=304400, 16.01.2009

CENTEL/ZAFER/ÇAKMUT- Nur/ Hamide/Özlem: Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5. Baskı, İstanbul, 2008

ERDAĞ, Ali İhsan: Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar ve Bilişim Alanında Suçlar, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/100.doc. 16.01.2009

DONAY, Süheyl: Türk Ceza Kanunu Şerhi, İstanbul, 2007

DÜNDAR, İlhami: Ekonomi,Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/183.doc, 16.01.2009

UĞUR, Hüsamettin: Tefecilik Suçunun Pozitif Dayanakları, Unsurları, ve Uygulama İlkeleri, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Y. 2, S. 8, Nisan 2007

UYAP Mevzuat Programı 8.1

MALKOÇ, İsmail: Açıklamalı Yeni Türk Ceza Kanunu, 2. Cilt, Ankara, 2006

ÖZGENÇ, İzzet: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2006

SEVİĞ, Veysi: Tefecilik Suçu, http://www.ozdogrular.com/index2.php?option=com_content&do_pdf=1&id=4827. 17.01.2009

YEĞİN, Abdullah: İSlami-İlmi-Edebi-Felsefi Yeni Lügat, İstanbul, 2005

 

 

.

 

 

 

 

           

           

 

 

 



* Öğretim Görevlisi, Polis Akademisi Başkanlığı Niğde Polis Meslek Yüksekokulu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi.

[1] Modern tefecilik sayılan POS tefeciliği nasıl çalışıyor başlıklı haber için bkz. http://www.haber7.com/haber/20081107/Kart-borclarina-modern-tefeci-cozumu.php. 17.01.2009

Sistem şu şekilde işlemektedir:

* Ali Bey, 10 bin YTL'lik kredi kartı borcunu ödeyemiyor.

* Aylık yüzde 5 kart faizi oranı ile yıllık yüzde 70 faiz ödeyerek, borç miktarı 17 bin YTL'ye çıkıyor.

* Bunu istemeyen Ali Bey kontör ve cep telefonu satışı yapan POS tefecisine gidiyor.

* Tefeci bankaya gidip 10 bin YTL'lik borcu hemen kapatıyor.

* Buna karşılık Ali Bey'in kredi kartından belirlediği faiz oranını da hesaba katarak 12 bin YTL'lik kontör alımı
gerçekleştiriyor.

* Bu alışverişi de 12 taksite böldürüyor. Ali Bey, bankaya 1 yılda 17 bin YTL yerine 12 bin YTL borçlanmış oluyor.

* Tefeci ise elindeki kontörleri satarak, oturduğu yerden 2 bin YTL kâr etmiş oluyor.

* Tefeciler kredi kartlı işlemlerde doğrudan alınan KDV'den kurtulmak için kontör yükleme işlemi yapıyorlar.

* Çünkü kontör aracılığı için ek bir KDV alınmıyor.

 

[2] 90 Sayılı KHK hükümleri: “İkrazatçıları, finansman şirketlerini ve faktoring şirketlerini ” kapsamaktadır.

[3] 11.10.1981 tarih ve 2520 S.K uyarınca 2279 Sayılı Yasa’nın 17. maddesinde yazılı olan hapis cezası aynen korunmuş ve bu maddede belirtilen para cezası 100 bin lirada 1 milyon liraya kadar ağır para cezası ve yargı yolu açık olmak üzere bu kimlerin iş yerlerinin valiliklerce kapatılacağı hükümleri getirilmiştir. ( Nakleden: UĞUR, Hüsamettin: Tefecilik Suçunun Pozitif Dayanakları, Unsurları, ve Uygulama İlkeleri, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Y. 2, S. 8, Nisan 2007, s. 63 )

[4] UĞUR, s. 65

[5] ÖZGENÇ, İzzet: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2006, s. 99

[6] Benzer gerekçe ve düşünceler için bkz. ÖZGENÇ, s. 99, dn, 158, 159

[7] Anayasa Mahkemesi, 21.06.1995, E. 1995/14, K. 1995/15 Sayılı Karar. Karar için bkz. http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1995/K1995-15.htm. 17.01.2009

[8] UĞUR, s. 66

[9] ERDAĞ, Ali İhsan: Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar ve Bilişim Alanında Suçlar, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/100.doc. 16.01.2009

[10] ERDAĞ, s. 1

[11] UĞUR, s. 67

[12] ERDAĞ, s. 2

[13] MALKOÇ, İsmail: Açıklamalı Yeni Türk Ceza Kanunu, 2. Cilt, Ankara, 2006, s. 1565; Aynı yönde bkz. Yargıtay 7. CD. 15.12.2005 tarih ve 2003/14352 E., 2005/21394 K.

[14] ERDAĞ, s. 2; DÜNDAR, İlhami: Ekonomi,Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/183.doc, 16.01.2009, s. 5; MALKOÇ, s. 1565

[15] ERDAĞ, s. 2; MALKOÇ, s. 1565; DÜNDAR, s. 5

[16] DONAY, Süheyl: Türk Ceza Kanunu Şerhi, İstanbul, 2007, s. 348

[17] YEĞİN, Abdullah: İSlami-İlmi-Edebi-Felsefi Yeni Lügat, İstanbul, 2005, s. 699

[19] 241. madde gerekçesi için bkz. http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/maddegerekce.doc. 16.01.2009

[20] Y.GCK. 03.07.1995 tarih ve 1995/7-207, 1995/236 Sayılı Kararı nakleden, UĞURLU, s. 68

[21] Temyize konu karar Bakırköy 10. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2003 gün ve 1725-1240 Sayılı Kararıdır. Karar tarihinde henüz 5237 Sayılı T.C.K. yürürlüğe girmemiş olduğundan, karar 90 Sayılı KHK hükümleri uyarınca verilmiştir. Karar için bkz.   Ceza Genel Kurulu 2007/7-213 E.N , 2007/191 K.N. Sayılı Kararı, UYAP Mevzuat Programı 8.1.

[22] Danıştay Vergi Dava Daireleri GK. 17.11.2000 tarih ve 200/186 E, 200/368 K., Sayılı Karar ( Karar için bkz. Danıştay Karar Bilgi Bankası, www.danistay.gov.tr/kerisim )

[23] ERDAĞ, s. 2

[24] UĞUR, s. 71

[25] DÜNDAR, Tefecilik suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı görüşünü savunmaktarı. ( Bkz. DÜNDAR, s. 4 )

[26] ERDAĞ, s. 2

[27] CENTEL/ZAFER/ÇAKMUT- Nur/ Hamide/Özlem: Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5. Baskı, İstanbul, 2008, s. 391

[28] Örn. Namus saiki, kan gütme saiki kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir.

[29] Madde  61 - (1) Hâkim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

[30] ERDAĞ, s. 2; ; DÜNDAR, s. 4

[31] Kararı nakleden UĞUR, s. 67

[32] DÜNDAR, s. 4

[33] Ceza Genel Kurulu 2005/6-157 E.N , 2006/21 K.N. ile “ SUÇLULUK KONUSUNDAKİ ŞÜPHENİN SANIK LEHİNE DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ ” ne karar verilmiştir. Karar için bkz. UYAP Mevzuat Programı. 8.1.

[34] UĞUR, s. 64

[36] MALKOÇ, s. 1565

[37] DÜNDAR, s. 4

Tüm Hakkı Saklıdır
suchukuku.com