Her iki tarafı da dinlemeden karar veren, kararı doğru olsa dahi, doğru hareket etmiş olmaz.
SENECA
       Yükleniyor....
Duyuru ve yeniliklerden haberdar olmak istiyorsanız Eposta'nızı ekleyin
isim :
e- posta :
e-Posta   Yazdır

 

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA KOVUŞTURMA EVRESİ
 
           
                                                                                                                        Yavuz ERDOĞAN[1]
 
GİRİŞ
 
CMK’nın 2 nci maddesinde kovuşturma iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreyi ifade eder şeklinde tanımlanırken CMK’nın 175/1 nci maddesinde iddianamenin kabulü ile kamu davasının açılmış olacağı ve kovuşturma evresinin başladığı belirtilmiştir.
 
            Kovuşturma evresi iddianamenin kabulü ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.         Geniş anlamda kovuşturma evresi
-          Duruşma hazırlığı
-          Duruşma
-          Duruşmadan sonuç çıkarma (Hüküm)
-          Kanun yolu devrelerinden oluşur. Bu çalışmada esas mahkemesinin yargılaması değerlendirileceğinden kanun yolu devresi inceleme konusu yapılmamıştır.
 
         Ceza uyuşmazlıklarını çözen makam yargılama makamıdır. CMK’ya göre yargılama makamları hakimlerle mahkemelerdir. Mahkeme kural olarak kovuşturma evresinde özellikle duruşma ve duruşmadan sonuç çıkarma devrelerinde yargılama görevini yapan makamdır. Hakimlik ise mahkemenin görevi dışında kalan yargılama faaliyetlerini yapmakla görevli makamdır[2].
 
         Adli yargı ceza mahkemeleri üç derecelidir. 1 nci derecede esas ceza mahkemeleri (Sulh, Asliye, Ağır Ceza Mahkemeleri), 2 nci derecede Bölge Adliye Mahkemeleri, 3 ncü derecede ise Yargıtay vardır.
 
         Ceza mahkemeleri bulundukları il / ilçenin adıyla anılmakta olup yetki sınırları da bu il/ ilçenin idari sınırıdır.
 
         Sulh ve asliye ceza mahkemeleri tek hakimli iken ağır ceza mahkemeleri ise bir başkan ve iki üyeyle toplanır.
 
         Adli yargı ceza mahkemelerinin yetkisi 5 yönden ele alınır.
-          Milli yönden yetki (Ülke sınırları)
-          Madde (görev) yönünden yetki
-          Yer yönünden yetki
-          Kişi yönünden yetki
-          Görev yönünden yetki
 
            Muhakemenin konusu CMK’nın 225/1 nci maddesi gereği hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verildiğinden muhakemenin konusu da iddianamede belirtilen fiil ve faildir. Mahkeme ancak dava konusunun sınırları içerisinde hareket edebilir.
           
Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 10-13 ncü maddeleri arasında adli yargı mahkemelerinde, yapılacak yargılamaya esas iddianamede belirtilen suçun azami cezası veya cezanın türükıstas alınarak görevli mahkeme belirlenmiştir.
 
Bu çalışma, akademik kaygı güdülmeksizin ve akademik formatlar gözetilmeksizin hazırlanmış olup, içerisinde dağınık halde fakat birbiriyle ilgili olan CMK hükümleri hep birlikte değerlendirilerek okuyucuya sunulmuştur.
           
            DURUŞMA HAZIRLIĞI DEVRESİ
 
            Cumhuriyet Başsavcılığı bir iddianameyi düzenleyerek ceza mahkemesine gönderdiğinde ve iddianamenin iadesini gerektiren bir durumun bulunmadığı hallerde ceza mahkemesi hakimi dosyayı eline alınca duruşma hazırlık tutanağı düzenler (eski ismiyle tensip). Bu tutanak da öncelikle CMK’nın 175 nci maddesi uyarınca iddianamesini kabulü kararı vermesi gereklidir. Bu kararın verilmesi ile kovuşturma evresi de başlamış olur. Böylece eylemi yapan kişi de şüpheli statüsünden çıkıp sanık statüsü kazanır ve dosya mahkeme esasından bir kayıt numarası alır.
 
            Daha sonra hakim iddianamenin iadesini gerektirmeyen fakat araştırılması gereken hususları burada belirterek ilgili yerlere müzekkerelerini yazdırır. Ancak unutulmamalıdır ki CMK’nın sistemi tek oturumda yargılamayı bitirmek istemektedir. Bu nedenle soruşturma safhasında esasa etkili tüm araştırmaları savcının tamamlamış olması gerekir. Hakim ayrıca CMK’nın 175/2 ve 176 ncı maddeleri gereğince duruşma gününü belirledikten sonra iddianameyi çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğe gönderir. Bu çağrı kağıdın da sanığın gelmemesi halinde zorla getirileceği de yazılır. Ancak dava konusu suç yalnız veya birlikte adli para cezasını yada müsadereyi gerektirmekte ise sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu nedenle bu tip yargılamayı gerektirir olaylarda CMK’nın 195 nci maddesi gereği sanığa gönderilecek davetiye de sanık gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılı olmalıdır. 
           
            Şayet sanık tutuklu ise tebliğin CMK’nın 35/2 nci maddesi gereğince ilgilisine okunup anlatılarak ve CMK’nın 176/3 ncü maddesi gereği ayrıca bir tutanak tutulmak suretiyle yapılması gereklidir. Tutuklu sanık hakkında tutanak düzenlenirken kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı, bulunacaksa bunun neden ibaret olduğu belirtilir. Askeri Yargıtay tutukluya yapılan bu tebliğ tutanaklarında iddianame esas ve karar sayısı belirtilmeksizin sadece mahkeme gönderme yazısının tarih ve sayısının yazılı olması halinde yapılan tebligatı geçersiz saymakta ve sanık duruşmaya getirildiğinde CMK’nın 176/4 ncü maddesi gereği bir haftalık yasal hazırlık süresinin sanığa hatırlatılması gerektiğini belirtmektedir.
 
            Şayet yargılama konusu olayda bir şikayetçi veya mağdur varsa bu durumda CMK’nın 233 ncü maddesi gereğince ona da çağrı kağıdıyla duruşma gününün bildirilmesi gerekir. Şayet mağdur veya şikayetçi çağrıya rağmen gelmezse CMK’nın 235/2 nci maddesi gereği artık yeniden kendisine tebligat yapılmaz. 235/2 nci maddesi gereği bu durum onların vekili içinde geçerlidir.
 
            Sanığın müdafi, yasal temsilcisi ya da mağdur veya şikayetçinin vekili var ise onlara da duruşma gününün bildirilmesi gereklidir. Sanığın birden fazla müdafi var ise CMK’nın 176/3 ncü maddesi gereği tüm müdafilere davetiyenin gönderilmesi gereklidir.
 
            Olayda tanık ve bilirkişi var ise bunlarda duruşmaya davet edilirler. Tanıklara gönderilen davetiyelerde gelmemeleri halinde zorla getirilecekleri yazılmalıdır. Ayrıca davetiyede gelmemelerinden dolayı yapılacak masrafların kendilerine ödettirileceği de belirtilmelidir (CMK m.43/1, 44/1). Tanık ve bilirkişiler çağrı, telefon, telgraf, e-mail yoluyla da çağrılabilir ancak bu durumda zorla getirme hükümleri uygulanamaz(CMK m.43/2). Fiilî hizmette bulunan askerler hakkındaki zorla getirme kararı askerî makamlar aracılığıyla infaz olunur(CMK m.44/2).
 
            Mahkeme duruşmanın devamı sırasında hemen dinlenilmesi gerekli görülen tanıkların belirteceği gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir (CMK m.43/3). Ayrıca tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir(CMK m.43/1).
 
            Sanığın yasal temsilcisi var ise duruşma gün ve saati ona da bildirilir ve davete uyarsa istemi üzerine oda dinlenir. Sanığın eşine davetiye çıkarılmaz ancak duruşmaya gelmesi halinde dinlenebilir (CMK m. 155).
 
             
           
            Sanığın tanık veya bilirkişi daveti yada delil toplanması talebi var ise buna ilişkin dilekçesini duruşma gününden en az 5 gün önce mahkeme başkanına vermesi gereklidir (CMK m.177). Şayet mahkeme başkanı talebi reddederse sanık o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu durumda bu kişiler CMK’nın 178 nci maddesi gereği duruşmada dinlenir. Sanığın talebi kabul edilirse bu durumda da CMK’nın 177/ 3 ncü maddesi gereği durumun Cumhuriyet savcısına bildirilmesi gereklidir. Mahkeme şu durumdan delillerin reddine karar verebilir.
 
-          Delil kanuna aykırı elde edilmişse
-          Delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa 
-          Talep sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa (CMK m.206)
 
            Şayet sanık ve tanık başka bir yerde oturuyor ise bu durumda naip hakim yoluyla yada istinabe yoluyla (CMK m.180,196) dinlenebilirler. Ancak zorunluluk bulunmadıkça büyük şehir belediye sınırları içerisinde bulunan kişilerin istinabe yoluyla dinlenilmesine karar verilemez (CMK m. 180/3) . Ayrıca istinabe olunan mahkeme büyük şehir belediye sınırları içerisinde ise bu mahkeme kişi kendi yargı çevresinde bulunmasa dahi evrakı geri çevirmeksizin gereğini yapmalıdır (CMK m. 180/4). Örneğin Erzurum Asliye Ceza Mahkemesi’nin Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi yerine talimatı yanlışlıkla Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesine yazması halinde Kadıköy’deki mahkeme evrakı iade etmeksizin gereğini yapmak zorundadır. 
           
            Alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda sanık istinabe yoluyla dinlenemez (CMK m.196/2).
 
            Tanık ya da bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmesi imkanı var ise bu şekilde de dinlenebilirler. Ancak CMK’nın 180/5 ncü maddesi bu imkanı sadece tanık ve bilirkişi için öngördüğünden yargılama da bulunabilecek diğer kişilerin bu şekilde dinlenmesi mümkün değildir.
 
            Duruşma hazırlığı devresinde yapılan işlemler genellikle duruşma gününün belirlenmesi, çağrı kağıtlarının gönderilmesi gibi biçime ilişkindir. Ancak istisna olarak tanık veya bilirkişinin erken dinlenmesi (m.180), keşif (m.181/2) gibi esasa ilişkin işlemlerde yapılabilir.
 
            Davetiyeler mahkeme kalemi tarafından hazırlanarak postaya verilir. Ancak postaya verilecek evrak hüküm, tutuklama kararı gibi infazı gereken bir evrak ise CMK’nın 36/2 nci maddesi gereğince Cumhuriyet başsavcılığına verilir. Bu noktada CMK’nın 35/2 nci maddesinde belirtildiği üzere aleyhine kanun yolun başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararı söz konusu olduğunda hazır bulunmayan ilgilisine mutlak suretle tebliğinin gerektiği, bunu tek istisnasının koruma tedbirlerine ilişkin kararlar olduğunu belirtmekte fayda vardır. 
             
            İddianamenin sanığa tebliği ile duruşma günü arasında en az 1 haftalık sürenin geçmesi gereklidir (CMK m. 176/4). Ancak sanığın bu süreden feragat etmesi halinde CMK’nın 190/2 nci maddesi gereği duruşmasına devam olunabilir. AİHS’nin madde 6/3-b hükmü gereği sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylığa sahip olma hakkı bulunmaktadır.
           
            Kural olarak doğrudan doğruyalık ve sözlülük ilkeleri gereği tanık veya bilirkişinin duruşmada dinlenmesi gerekir. Ancak şu hallerde duruşma hazırlığı devresinde de tanık veya bilirkişiyi erken dinleme kararı verilebilir.
 
-          Hastalık veya malüllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle uzun ve önceden bilinmeyen bir süre için tanık veya bilirkişinin duruşmada hazır bulunmasının olanaklı olmayacağının anlaşılması
-          Tanık veya bilirkişinin konutlarının mahkeme yetki çevresi dışında olması durumunda mahkeme naip hakim veya istinabe olunan hakim aracılığıyla bu kişilerin dinlenmesine karar verebilir (CMK m.180/1). 
 
            Yurt dışında bulunan sanığın belirlenen duruşma gününde mahkemede hazır bulunmasının zor olduğu hallerde bu tarihten önce yani duruşma hazırlığı devresinde de mahkeme tarafından duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.
 
            CMK’nın 237/1 nci maddesi gereği mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar bu safhada da katılma talebinde bulunabilirler. Duruşma hazırlığı devresi kovuşturma evresine dahil olduğundan bu devrede de mahkeme tarafından katılma talebi karara bağlanabilir. Mahkeme savcı, sanık ve sanık müdafiini dinleyerek CMK’nın 238/3 ncü maddesi gereğince katılma istemi hakkında karar verir.
 
            Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır (CMK m.237/2).
 
                       
            DURUŞMA DEVRESİ
 
            Duruşmaya iddianamenin kabulü kararının okunması suretiyle başlanılır (CMK m. 191/1).
              
            Bu devrenin amacı delilerin tartışılması sonucunda mahkemede failin suçluluğu ya da suçsuzluğu konusunda bir kanaat oluşmasını sağlamaktır.
 
            Duruşma devresinde hakim olan ilkeler
 
-          Duruşmanın yoğunluğu ilkesi : Amaç tek oturumda karar verebilmektir (m.190)
-          Duruşmanın doğrudan doğruyalığı ilkesi : Hüküm verecek hakimlerin olayın tüm delilleriyle bire bir karşı karşıya gelmelerini, onlarla doğrudan temas etmelerini ve delil ikamesinin başka hakime bırakılmamasını ifade eder ( Huzurdaki tanığın sözlü beyanda bulunmak yerine olayı kağıttan okuması bu ilkenin ihlali niteliğindedir. Zira hakim tanığın jest ve mimiklerinden fikir edinemeyecektir.)
-          Duruşmanın sözlülüğü ilkesi : Bir delil tarafların bilgisi dahilinde olsa ve doğrudan varlığı anlaşılsa da duruşmada dile getirilip tartışılmadıkça hüküm verilirken göz önünde tutulamaz
-          Maddi gerçeğin araştırılması ilkesi : Amaç olayın nasıl gerçekleştiğini bulmaktır. Bu nedenle sanık ikrarı yeterli değildir (m.217). Hakim vicdani kanaatine göre karar verir.
-          Duruşmanın kamuya açıklık ilkesi: Duruşmada hazır bulunması gerekmeyenlerinde duruşmaları izleyebilmesi anlamına gelir (CMK m.182, Ay m.141)
 
            Aleniyet, aynı zamanda adil yargılamanın gerçekleşmesine katkıda bulunan ilklerden biridir (AİHS m.6). Aleniyet ilkesi, hem herkesin duruşma salonunda, fiziki koşulların elverdiği ölçüde, dinleyici olarak bulunabilmesini (doğrudan aleniyet) güvenceler, hemde duruşma salonunda bulunan kişilerin görüp duyduklarını duruşma dışında açıklayabilmesine (dolaylı aleniyet) olanak tanır. Kamuya duyurma, kitle iletişim araçlarıyla da gerçekleştirilebilir. Ancak, basın mensuplarının, kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, görülmekte olan davayla ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında görüş açıklamaları yasaktır. Bu yasakla hakimlerin, basın mensuplarının yorumları ve duruşma dışı etkenlere vicdani kanaatlerini oluşturmalarının engellenmesi amaçlanmıştır.
 
            Duruşma salonuna basın mensuplarının ses ve görüntü bandıyla girmeleri ve kayıt yapmaları, sanığın ve tanığın ve hatta hakimin psikolojisini etkilemektedir. Ayrıca, bazen bu yolla sanıklar veya tanıklar ün kazanabilmekte veya daha ağır lekelenmektedirler. 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Yasası’nda bu husus düzenlenmiştir. Adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra, duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt ve nakil olanağı sağlayan aletlerin kullanılması yasaktır. Bu hüküm, adliye binası içinde ve dışındaki diğer adli işlemlerin icrasında da uygulanır (CMK m.183).
 
            Kamuya açıklık ilkesinin sınırlandırmaları bulunmaktadır. Bu sınırlandırmalar
 
-          Doğrudan aleniyetin kaldırılması
-          Dolaylı aleniyetin kaldırılması şeklindedir.
 
            Doğrudan aleniyetin kaldırılması duruşmanın kamuya kapatılması, yani üçüncü kişilerin duruşma salonuna girmelerinin engellenmesidir. Bu durum, genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde söz konusu olur (Ay. m. 141, CMK m.182/2). Bu hallerde duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilir. Ancak bu karar açık duruşmada açıklanır (CMK m.182/2-3, 184,186). Sanık 18 yaşını doldurmamış ise yine duruşmanın kapalı yapılması gerekir. Bu durumda hakim takdir hakkı yoktur (CMK m.185). Şayet duruşmalar devam ederken sanık 18 yaşını tamamlarsa tekrar aleniyete dönülecektir. Kapalı duruşmalarda mahkeme bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebilir. Bu durumda bu kişiler duruşmayı açıklamamaları konusunda uyarırlılar ve bu durum tutanağa da yazılır (CMK m.187,227/2). 
 
            Dolaylı aleniyetin kaldırılması durumunda duruşma kamuya açık yapılmakla birlikte dinleyicilerin duruşmanın içeriğini kamuya yaymaları yasaklanmaktadır. Açık duruşmanın içeriği milli güvenliğe veya genel ahlaka veya kişilerin saygınlık, onur ve haklarına dokunacak veya suç işlemeye kışkırtacak nitelikte ise mahkeme bunları önlemek amacıyla ve gerektiği ölçüde duruşmanın içeriğinin kısmen veya tamamen yayımlanmasını yasaklar ve kararını açık duruşmada bildirir (CMK m.187/3). 
 
            YARGILAMA MAKAMININ OLUŞTURULMASI
 
            Hakimler önlerine gelen bir davayı bakmaktan kaçınamazlar. Hakimin görevden alıkonulması hakimin reddi veya çekinmesi suretiyle olur (CMK m.22-27 arası).
           
            İDDİA MAKAMININ OLUŞTURULMASI
 
            Savcının duruşmalarda bulunması zorunludur. Ancak Sulh Ceza mahkemelerinde savcı hazır bulunmaz (CMK m.188/2).
 
            Savcılık kişi olarak değil makam olarak yerini alır. İddia makamı olduğu için taraftır. Delilleri takdir etme yükümlülüğü bulunmadığından duruşmalarda farklı savcılar katılabilir. Duruşmaya birden fazla savcının (ve birden çok avukatın) çıkması halinde mahkeme kabul etmek zorundadır (CMK m.189). Savcının reddine yada çekinmesine ilişkin CMK’da hüküm yoktur. Kanunda redde veya çekinmeye ilişkin kurallar hakimler, bilirkişiler ve zabıt katipleri için düzenlenmiştir. Zabıt katibinin duruşmada hazır bulunması şarttır (CMK m. 188). Ancak ASYUK’nda 46 ncı madde de askeri savcıların reddedilemeyeceği, ancak hakimin davaya bakamayacağı hallerden veya hakimin ret sebeplerinden birinin varlığı halinde davadan çekinecekleri düzenlenmiştir. Kanaatimizce ASYUK’nda ki düzenleme adil yargılama prensibine daha uygundur.
 
            SANIĞIN DURUŞMADA HAZIR BULUNMASI
 
            İstisnalar hariç hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz (CMK m.193). Sanığa gönderilen çağrı kağıdında gelmezse zorla getirileceği tebliğ edilir. CMK’nın 206 ncı maddesinde ise sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanacağı belirtilerek sanığın tebligata rağmen mazeretsiz gelmemesi nedeniyle sorgusunun yapılamamış olunmasının, delillerin ortaya konulmasına engel olmayacağı, ortaya konulan delillerin sonradan gelen sanığa bildirileceği hükmüne yer verilmiştir.  
 
            Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir (CMK m.199).
 
            Asker kişi olan sanıkların birlik komutanlığı vasıtasıyla duruşmaya çağrılması gerekir (ASYUK m.81). Savaş halinde asker kişi olmayan sanıkların askeri mahkemeye davetiye çıkarılmadan zorla getirtilmesi mümkündür (ASYUK m.81/3).
 
           
            İSTİSNALAR
 
A)   Sanık ilk duruşmada hazır bulunmaksızın duruşmanın açılabileceği haller:
 
            a-1) Sanığın ilk oturumda bulunma mecburiyetinden kurtarılması (bağışık tutulması), sanık veya yetkili kılındığı hallerde müdafiinin talebi üzerine mahkeme sanığı bağışık tutabilir. Bu konuda mahkemenin takdir yetkisi vardır.
 
            Sanık şu durumlarda bağışık tutulmayı talep edebilir.
 
-          Yurt dışında bulunan sanığın mahkemece duruşma hazırlığı devresinde erken sorgusu yapılmış ise,
-          Sanık alt sınırı 5 yıldan daha az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanıyorsa ( Bu durumda sanık talimat yoluyla sorguya çekilebilir ancak sorgudan önce sanığa esas mahkemesinde ifadesini vermek isteyip istemediği sorulmalıdır) (CMK m. 196/2-4)
 
            a-2) Suç yalnızca veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektiriyorsa sanık olmasa da duruşma yapılabilir. Ancak bu durumun sanığa gönderilen duruşma çağrı belgesinde açıkça yazılı olması gereklidir (CMK m.195). 
 
            a-3) Sanığın derhal beraatine karar verilebilecek olunması halinde; Sanık hakkında toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa sorgusu yapılmamış olsa da duruşma açılıp yokluğunda karar verilebilir.
 
            a-4) Sanığın kaçak olması halinde; Hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle kendisine ulaşılamayan kişiye kaçak denir (CMK m. 247/1). Bu kişi hakkında kovuşturma yapılabilir ancak mahkumiyet kararı verilemez.
 
B)   Sanığın duruşmada sorgusu yapıldıktan sonra hazır bulunma yükümlülüğünün istisnaları
 
            b-1) Sanığın duruşmada savuşması (CMK m. 194,197); Duruşma açılıp ilk oturumda sanığın sorgusu yapıldıktan sonra ki oturumlara sanığın katılması zorunlu değildir. Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmez ise önceden sorguya çekilmiş olması ve mahkemece de hazır bulunmasına gerek görülmemesi halinde yokluğunda delil değerlendirilmesi yapılıp hüküm açıklanabilir (CMK m.194). Asker kişi sanıkların birlik komutanlığı vasıtasıyla duruşmaya çağrılması gerektiğinden (ASYUK m.81), şayet sanık takip eden duruşmaya gelmemişse ve hazır bulunmama sebebine ilişkin olarak sanığın birlik komutanlığı mahkemeye herhangi bir bilgi vermemişse, asker kişinin komutanlarından izin almaksızın birliklerinden ayrılmaları mümkün olamayacağından, sanığın yokluğunda karar verilemeyeceğini, adil yargılanma prensibi gereği sanığın yargılamadan kaçtığının tespiti yapılıncaya kadar duruşmanın ertelenmesi gerektiğini, sanığın sonraki duruşmaya yeniden birlik komutanlığı vasıtasıyla çağrılması gerektiğini düşünmekteyiz.
 
            b-2) Tutuklu sanığın duruşmada hazır bulunma yükümlülüğünden muaf olması; Hastalık veya disiplin önlemi yada zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane yada tutukevine nakledilmiş olan sanığın sorgusu yapılmış olmak koşuluyla hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece resen karar verilebilir (CMK m.196/5).
 
            b-3) Olay aydınlatılması için sanığın duruşma salonundan çıkartılması; Sanığın duruşma salonunda olması halinde diğer sanıklardan birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme diğer sanık sorgusu yada tanık dinlenmesi sırasında sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. Ancak sanık tekrar getirildiğinde tutanakların okunup içeriğin anlatılması gereklidir (CMK m.200). Burada çıkarma tek bir soru için ya da ifadenin tamamı için söz konusu olabilir.
 
            Duruşma, sanık hazır bulunmaksızın yapılırsa, mahkemenin karar ve işlemlerinin kendisine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde, sürenin geçmesinden doğan sonuçları gidermek için sanık, kanunî nedenlere dayanarak, mahkemenin o karar ve işlemleri hakkında eski hâle getirme isteminde bulunabilir. Ancak, sanık kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmış olursa artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz (CMK m.198).
 
 
            MÜDAFİNİN DURUŞMADA HAZIR BULUNMASI
 
            CMK.nın 197 nci maddesi gereği sanığın duruşmada hazır bulunma yetkisi ile müdafiinin hazır bulunma yetkisi birbirinden bağımsız olup sanık hazır bulunmasa bile sanık müdafii duruşmalara katılabilir.  
 
            CMK.nın 151/3 ncü maddesi gereği suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK m. 220,314) ve terör suçlarından tutuklu olanların savunmasını üstlenmiş olan müdafiinin aynı suçlardan dolayı hakkında kovuşturma açılması halinde söz konusu avukatın müdafilik görevi yasaklanabilir. Ancak bu durumda CMK.nın 151/5 nci maddesi gereği sanık hakkında yeni bir müdafiinin görevlendirilmesi gereklidir.
 
            Sanık bir veya birden fazla müdafiinin yardımından faydalanabilir. Soruşturma evresinde sanık ifadesi alınırken en çok üç müdafi hazır bulunabilir iken (CMK m. 149/2) kovuşturma evresinde sayı sınırı yoktur; hatta CMK’nın 189 ncu maddesi gereği birden fazla müdafi olması halinde tamamının duruşmaya kabulü gerekir. Müdafilerin yargılama sürecinde sanıkla görüşme, sorgu sürecince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez (CMK m.149/3).
 
            Sanıktan duruşmada sorgusundan önce kendisine bir müdafi seçmesi istenerek, müdafi seçecek durumda değilse istemi halinde müdafi görevlendirileceği bildirilir (CMK m.150). Ancak müdafii olmayan sanık çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir (CMK m. 150/2). Ayrıca alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı kovuşturma yapılıyorsa yine müdafi görevlendirilme zorunluluğu bulunmaktadır (CMK m.150/3). Yine ayrıca duruşma sırasında sanığın tutuklanması talep edilirse sanığın istemine bakılmaksızın, kendisi müdafi seçmezse, zorunlu müdafi görevlendirmesi yapılır (CMK m.101/3). Sanığın akıl hastası olup olmadığının ve hasta ise cezai ehliyetinin tespiti için uzman hekim görüşü alındığında adli gözleme gerek bulunduğu belirtilirse bu durumda da sanığın müdafi yoksa zorunlu müdafi görevlendirmesi yapılır. Bu zorunlu müdafi ve ihtiyari müdafi görevlendirmelerini mahkemenin istemi üzerine baro yapmaktadır (CMK m.74/2, 101/3 ve 156). Yararları birbirine uygun olan birden fazla sanığın savunması aynı müdafie verilebilir (CMK m.152).
 
            Sanık istemi üzerine görevlendirilen ihtiyari müdafii ya da görevlendirilen zorunlu müdafii duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yapmaktan kaçınırsa mahkeme derhal başka bir müdafii görevlendirilmesini ister. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi ertelemeye de karar verebilir (CMK m.151/1). Yeni gelen müdafii savunma hazırlamak için süre isterse oturumun ertelenmesi zorunludur (CMK m.151/2).
 
            Müdafii ve suçtan zarar görenin vekili (CMK m.153/5) soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin örneğini harçsız olarak alabilir. Ancak müdafiinin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecekse Cumhuriyet savcısının istemiyle sulh ceza hakimi bir karar verip müdafiinin ve suçtan zarar görenin vekilinin yetkisini sınırlayabilir. Ancak şüphelinin veya yakalanan kişinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere ilişkin tutanaklarla bu kişinin ifadesine ait tutanak ve bilirkişi raporları konusunda müdafiinin ve suçtan zarar görenin vekilinin yetkisi sınırlanamaz(CMK m.153/1,2,3). İddianame kabul edildikten sonra yani kovuşturma evresi başladıktan sonra müdafi ve suçtan zarar görenin vekili artık dosya içeriğindeki tüm belgeleri inceleyebilir, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir (CMK m. 153/4). Fakat hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlardan dolayı yapılan yargılamalar sırasında bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Bu durumda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hakimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hakim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir(CMK m.125).
           
 
            MAĞDURUN DURUŞMADA HAZIR BULUNMASI
 
Mağdur mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir. Bu hususta yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır (CMK m.233).
 
Mağdura aşağıdaki haklarının anlatılarak duruşma tutanağına yazılması gereklidir (CMK m.234/3). Mağdurun hakları (CMK m.234/1-b);
- Duruşmadan haberdar edilme
- Kamu davasına katılma
- Tutanak ve belgelerden vekili aracılığı ile örnek isteme
- Tanıkların davetini isteme
- Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
- Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma.
 
Mağdurun, on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olması ve bir vekilinin de bulunmaması halinde istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilmesi zorunludur (C:MK m.234/2).
 
Mağdurun veya vekilinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır. Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz. Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hâllerinde adresin araştırılması gerekmez. Ancak bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hâllerde adres araştırılmasının yapılması gereklidir (CMK m.235).
 
Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır. İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller hariç yalnızca bir defa dinlenebilir. Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. Bunlar hakkında bilirkişilere ilişkin hükümler uygulanır(CMK m.236).
 
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır (CMK m.237).
 
Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur. Duruşma sırasında suçtan zarar görenin şikayetçi olduğunu belirtmesi halinde suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulmalıdır. Daha sonra katılma talebinde bulunulursa Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilmelidir. Sulh ceza mahkemesinde açılmış olan davalarda katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Zira burada Cumhuriyet savcısı bulunmaz (CMK m.238).
 
Katılma davayı durdurmaz. Tarihi belirlenmiş olan duruşma ve yargılama usulüne ilişkin diğer işlemler vaktin darlığından dolayı katılan kimse çağrılamayacak veya kendisine haber verilemeyecek olsa bile belirli gününde yapılır(CMK m.240).
 
Katılmadan önce verilmiş olan kararlar katılana tebliğ edilmez. Bu kararlara karşı kanun yoluna başvurabilmesi için Cumhuriyet savcısı için öngörülen sürenin geçmesiyle katılan da başvuru hakkını kaybeder(CMK m.241).
 
Katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir. Karar, katılanın başvurusu üzerine bozulursa, Cumhuriyet savcısı işi yeniden takip etmek zorundadır (CMK m.242).
 
Katılan, vazgeçerse veya ölürse katılma hükümsüz kalır. Ancak mirasçıları isterlerse katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilirler(CMK m.243).
 
           
            DURUŞMANIN İDARESİ VE DÜZENİ
 
            Mahkeme başkanı (veya hakim) duruşma düzenini sağlar (CMK m.203/1), duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker, delillerin ikame edilmesini sağlar (CMK m.192/1).   
 
            Duruşmadaki ilgililerden biri duruşma yönetimine ilişkin emrolunan tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme bu hususta bir karar vermelidir(CMK m.192/2).    
             
            Mahkeme başkanı duruşma düzenini bozan kişilerin dışarı çıkarılmasını emredebilir (CMK m.203/1). Ancak bu durumun savunma hakkının kullanılmasına engel olmaması şarttır. Şayet dışarı çıkarılması istenen kişi dışarı çıkmamak için karışıklık çıkarırsa bu kişi hakkında mahkeme (veya hakim) tarafından 4 güne kadar disiplin hapsi cezası verilebilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsine karar verilemez (CMK m.203/2-3). Hükmolunun disiplin hapsi, hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilemez, ön ödemeye, şartla salıvermeye, tekerrüre esas olamaz, ertelenemez ve adli sicile de geçirilemez (CMK m.2/1-L).
 
            Duruşmanın düzenini sanık, müdafii ya da vekil bozmuş ise bu kişilerde savunma hakkının kullanılması engellenmemek koşuluyla duruşma salonundan çıkarılabilir. Müdafii ile vekil avukat disiplin hapsine konulamaz (CMK m.203/3). Burada sanık müdafiinin ya da vekilin olmamasının savunma hakkını etkileyecek olması nedeniyle oturumu ertelemenin hukuka daha uygun bir karar olacağını düşünmekteyim. Zaten kanun koyucunun CMK’nın 204 ncü maddesinde mahkemeye dışarı çıkarılan sanığın müdafi yoksa müdafi görevlendirilmesi zorunluluğunu yüklenmesi de bunu göstermektedir.
 
            Her hangi bir kişi duruşma sırasında bir suç işlerse mahkeme olayı tespit ederek bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir ve hatta gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir (CMK m.205).
 
 
            DURUŞMANIN YÜRÜYÜŞÜ
 
            Mahkeme başkanı veya hakim, duruşmanın başladığını iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklamalıdır (CMK m.191/1).
 
Duruşmaya sanığın ve müdafiinin bulunup bulunmadığının, çağrılan tanıkların ve bilirkişilerin gelip gelmediklerinin saptanmasıyla başlanır. Sanık duruşmaya bağsız olarak alınmalıdır (CMK m.191/1).
 
            Daha sonra tanıklar duruşma salonundan çıkarılırlar (CMK m.191/2). Akabinde sanığın kimlik tespiti yapılır. Sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür (CMK m.147/1-a). Kimlik tespiti sırasında kişisel durumu (eğitim, adresi, telefon numarası, medeni durumu, çocuk sayısı) ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır (CMK m.191/3). Bu bilgiler, sanık hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyet kararı verilmesi halinde, hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevirme, para cezasının günlük miktarını belirleme vb. durumlarda kullanılır. Kimlik tespiti sırasında tutuklu sanığa salıverildiğinde kovuşturmanın sona erdirileceği tarihe kadar, yeniden beyanda bulunmak suretiyle veya iadeli taahhütlü mektupla önceden verdiği adreslerdeki her türlü değişiklikleri bildirmesinin gerektiği; ayrıca, ihtara uygun hareket etmediğinde, önceden bildirdiği adrese tebligatın yapılacağının bildirilmesi CMK’nın 106 ncı maddesine uygun olacaktır.
 
            Ayrıca sanığa Tebligat Kanununun 35 nci maddesinde ki, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre daha önceden tebliğ yapılan adresini değiştirirse, yenisini hemen bildirmeye mecbur olduğu, bu durumda bundan sonraki tebliğlerin bildirilen yeni adrese yapılacağı, yeni adresini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshasının eski adrese ait binanın kapısına asılacağı ve asılma tarihinin tebliğ tarihi sayılacağının, bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğlerin muhataba yapılmış sayılacağının da bildirilmesi savunma hakkı kapsamında faydalı olacaktır.
 
            Akabinde iddianame veya iddianame yerine geçen belge okunmalıdır. Burada iddianamenin özetlenmesi ile yetinilemez tamamının okunması gerekir (CMK m.191/3-b).
 
Sonra sanığa yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu, müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirileceği, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu, şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği, kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı bulunduğu konusunda hakları hatırlatılmalıdır (CMK m.147 ve 191/3-c).
 
            Sanığa haklarının hatırlanmasından sanığın açıklamada bulunmaya hazır olduğunu beyan ettiğinde sorgusuna geçilir (CMK m.191/3-d). Önceki ifadenin okunması şeklinde sorgu yapılması CMK m.213 e aykırıdır. Zira sanığın önceki ifadeleri ancak sorgusundan önce söyledikleri ile şu anda söylediklerinin çelişmesi halinde okunabilir.
 
            Türkçe bilmeyen ya da işitme / konuşma engeliler tercüman aracılığıyla dinlenmelidir (CMK m.202).
           
            Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır (CMK m.206/1).
 
            a) Tanık ve bilirkişinin dinlenmesi; Tanıklar dinlenmek üzere tek tek duruşma salonuna alınırlar (CMK m.52/1). Dinlenen tanık duruşma salonunda kalır. Ancak mahkeme başkanı veya hakimin izniyle duruşma salonundan ayrılabilirler (CMK m.208).
 
Tanığa, dinlenmeden önce gerçeği söylemesinin önemi, gerçeği söylememesi halinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı, doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği, duruşmada mahkeme başkanı veya hâkimin açık izni olmadan mahkeme salonunu terk edemeyeceği anlatılmalıdır (CMK m.53).
 
Tanıklar, tanıklıktan önce ayrı ayrı yemin ederler. Gerektiğinde veya bir kimsenin tanık sıfatıyla dinlenilmesinin uygun olup olmadığında tereddüt varsa yemin, tanıklığından sonraya bırakılabilir (CMK m.54). Tanığa verilecek yemin, tanıklıktan önce yapılacaksa "Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim" şeklindedir. Ancak tanıklıktan sonra verilmesi hâlinde "Bildiğimi dosdoğru söylediğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim" şeklindedir. Yemin edilirken herkesin ayağa kalkması gereklidir (CMK m.55).
 
Tanık, yüksek sesle tekrar ederek veya okuyarak yemin eder. Okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler yemin biçimini yazarak ve imzalarını koyarak yemin ederler. Okuma ve yazma bilmeyen sağır veya dilsizler işaretlerinden anlayan bir tercüman aracılığıyla ve işaretle yemin ederler (CMK m.56). Yemin ile dinlenen tanığın aynı kovuşturma evresinde tekrar dinlenmesi gerektiğinde, yeniden yemin verilmeyip önceki yemini hatırlatılmakla yetinilebilir (CMK m.57).
 
Tanığa, ilk önce adı, soyadı, yaşı, işi ve yerleşim yeri, işyerinin veya geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları sorulur. Gerekirse tanıklığına ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hâkimi aydınlatacak durumlara, özellikle sanık veya mağdur ile ilişkilerine dair sorular yöneltilir (CMK m.58/1). Burada dikkat edilmesi gereken ve kanaatimizce eksik kalan husus tanığın kimlik tespiti sırasında anne ve baba adının sorulmamasıdır. Zira özellikle küçük yerleşim yerlerinde aynı ad, soyadda ve yaşta birden fazla kişi karşımıza çıkabilir.
 
Bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak yapılan yargılamalarda tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. Kimliği saklı tutulan tanık, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlüdür. Kimliğinin saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından muhafaza edilir (CMK m.58/2). Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır (CMK m.58/3,4,5).
 
Tanık, dinlenmeden önce hakkında tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak mahkeme başkanı veya hâkim tarafından, kendisine bilgi verilir; hazır olan sanık, tanığa gösterilir. Sanık hazır değilse kimliği açıklanır. Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir(CMK m.59).
 
Tanık beyanda bulunurken hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili yargılamalarda bilgilerin devlet sırrı olduğunu belirterek mahkemeye karşı gizli tutamaz. Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır. Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zâbıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir. Cumhurbaşkanının tanıklığı söz konusu olduğunda sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu kendisi takdir eder (CMK m.47).
 
 
Tanık, kendisini, nişanlısını, evlilik bağı kalmasa bile eşini, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyunu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımlarını, arasında evlâtlık bağı bulunanları ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilmelidir (CMK m48).
 
Tanıkların dinlenmesi sırasındaki görüntü veya sesler kayda alınabilir. Ancak; mağdur çocuklarla Duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin tanıklığında bu kayıt zorunludur. Bu şekilde elde edilen ses ve görüntü kayıtları, sadece ceza muhakemesinde kullanılabilir (CMK m. 52/3,4).
 
Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir. Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde, derhâl serbest bırakılır. Bu tedbirleri almaya naip hâkim ve istinabe olunan mahkeme de yetkilidir. Disiplin hapsi kararına itiraz edilebilir(CMK m.60). Disiplin hapsi kararı seçenek yaptırımlara çevrilemez, ön ödeme uygulanamaz, tekerrüre esas alınamaz, şartla salıverilme hükümleri uygulanamaz, ertelenemez ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmez (CMK m.2/1-L).
 
Çağrılan tanığa, her yıl Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarifeye göre kaybettiği zaman ile orantılı bir tazminat verilir. Tanık hazır olmak için seyahat etmek zorunda kalmışsa, yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı yerdeki ikamet ve beslenme giderleri de karşılanır(CMK m.61).
 
Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez. Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir (CMK m.63).
 
Bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler, yalnız bulundukları il bakımından yapılmış listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de bilirkişi seçebilirler. Atama kararında, gerekçesi de gösterilmek suretiyle, birinci fıkrada belirtilen listelere girmeyenler arasından da bilirkişi seçilebilir. Kanunların belirli konularda görevlendirdiği resmî bilirkişiler öncelikle atanırlar. Ancak kamu görevlileri, bağlı bulundukları kurumla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar. Bilirkişi olarak atanan bir tüzel kişi ise, kendisi adına incelemeyi yapacak gerçek kişi veya kişilerin isimlerini, bilirkişi atayacak yargı merciinin onayına sunar. Listelere kaydedilen bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonu huzurunda "Görevimi adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getireceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." sözlerini tekrarlayarak yemin ederler. Bu bilirkişilere görevlendirildikleri her işte yeniden yemin verilmez. Listelerde yer almamış bilirkişiler, görevlendirildiklerinde kendilerini atamış olan merci huzurunda yukarıdaki öngörülen biçimde yemin ederler. Yeminin yapıldığına ilişkin tutanak hâkim veya Cumhuriyet savcısı, zabıt kâtibi ve bilirkişi tarafından imzalanır. Engel bulunan hâllerde yemin yazılı olarak verilebilir ve metni dosyaya konulur. Ancak bu hâle ilişkin gerekçenin kararda gösterilmesi zorunludur (CMK m.64).
 
Mahkeme, her zaman bilirkişinin duruşmada dinlenmesine karar verebileceği gibi, ilgililerden birinin istemesi halinde de açıklamalarda bulunmak üzere duruşmaya çağırabilir. Yaptıkları açıklamalardan sonra mahkeme başkanı veya hâkim, çekilmelerine izin vermedikçe, bilirkişiler duruşma salonunda kalırlar; ancak salona teker teker alınıp birbirinden ayrı olarak dinlenmeleri zorunlu değildir(CMK m.68).
 
Tanıklıktan çekinmeyi gerektirecek sebepler bilirkişiler hakkında da geçerlidir(CMK m.70). Bilirkişiye, inceleme ve seyahat gideri ile çalışmasıyla orantılı bir ücret ödenir(CMK m.72).
 
Para ve Devlet tarafından çıkarılan tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerinde işlenen sahtecilik suçlarında, elkonulan para ve değerlerin hepsi, bunların asıllarını tedavüle çıkaran kurumların merkez veya taşra birimlerine incelettirilir. Yabancı devletlerin paraları ve değerleri hakkında da, yetkili Türk makamlarının görüşlerinin alınmasına karar verilir(CMK m.73).
           
            Tanık ve bilirkişiler dinlendikten sonra taraflara bir diyeceklerinin olup olmadığı sorulur (CMk m.215). Bu noktada söz sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine verilmelidir (CMK m.215).
 
            Sanık veya katılan doğrudan doğruya tanık ve bilirkişilere soru soramaz. Soruları mahkeme başkanına (veya hakim) iletir. Soruları o sorar. Cumhuriyet savcısı, müdafi, vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat sanığa, tanığa, bilirkişilere ya da duruşmaya çağrılmış kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru sorabilirler (CMK m. 201/1). Sorulan soruya itiraz edilirse sorunun yöneltilmesine gerek olup olmadığı hakkında mahkeme başkanı karar verir (CMK m.201). Ayrıca heyet halinde görev yapan mahkemelerde heyeti oluşturan hakimlerde doğrudan soru sorabilirler (CMK m.201/2).
 
            Tanık yada bilirkişinin istinabe yoluyla dinlenebildiği hallerde, duruşma esnasında tanığın ses ve görüntü ileten araçlar aracılığıyla dinlenmesi (CMK m.180/5) veya sanığın duruşmadan bağışık tutulduğu hallerde, duruşma esnasında ses ve görüntü ileten araçlar aracılığıyla sorgunun yapılması (CMK m.196/4) mümkündür.
 
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez (CMK m.210/1).
 
Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz(CMK m.210/2).
           
            Tanık bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağının ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunması halinde önceki ifadesi okunarak çelişki giderilmeye çalışılır (CMK m.212/2).
 
            Sanığın da ancak huzurdaki ifadesi ile önceki ifadesini içeren tutanaklar arasında çelişki bulunması halinde okunabilir. Fakat buradaki eski ifadenin
 
-          Mahkeme / hakim önünde yapılmış açıklamalar
-          Cumhuriyet savcısı önünde yapılmış açıklamalar
-          Müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin olmalıdır (CMK m.213).
 
Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse, Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse, İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa, bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir (CMK m.211).
 
            b) Belge delillerinin okunması ; Duruşma sırasında duruşma dışında yapılan işlemlere ait tutanaklar (örneğin talimat ifadeleri) okunur. Okunan belgeden sonra taraflara bir diyeceklerinin olup olmadığı sorulur. Bu noktada söz sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine verilmelidir (CMK m.215).
 
Bir açıklamayı ve görüşü içeren resmî belge ve diğer yazılar ve fennî muayene ve doktor raporlarının okunmasından sonra gerekli görülürse belge ve diğer yazılar veya raporda imzası bulunanlar, açıklamada bulunmak üzere duruşmaya çağrılabilirler. Açıklama ve görüş veya rapor bir kurul tarafından verilmişse mahkeme, kurulun görüşünü açıklamak üzere görevi, üyelerden birine vermeyi kurula önerebilir. Bilimsel görüşlere ilişkin açıklama, bu CMK’nın 68 inci maddesinde bulunan bilirkişinin duruşmada yaptığı açıklamalar hükümlerine göre yapılır (CMK m.214).
 
Ortaya konulan delillerle ilgili tartışma olursa söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir (CMK m.216).
 
           
            DELİLLERİN TOPLANMASI
 
            Mahkeme de bizzat maddi gerçeği araştırır.
 
            Taraflar her zaman yeni delil araştırılmasını ve deliller belli ise bu delillerin duruşmaya getirilmesini isteyebilirler. Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmesi istenen olayın geç bildirilmiş olunduğundan bahisle reddedilemez (CMK m.207).
 
            Mahkeme duruşmada yeni ortaya çıkan delillerin toplanması talebini ancak şu hallerde reddeder (CMK m.206).
 
-          Delil yasaya aykırı olarak elde edilmiş ise
-          Delille ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa
-          İstem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa
 
            Ayrıca savcı, sanık ve müdafii birlikte rıza gösterirse bir tanığın dinlenilmesinden veya başka her hangi delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
 
Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da CMK hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir (CMK m 218).
 
 
            EK SAVUNMA HAKKI
 
            Kovuşturma sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesini veya cezanın artırılmasına veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek haller ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda sanık hakkında bu konuda ek savunma alınmadıkça iddianamede gösterilenden başka hükme göre mahkumiyet kararı verilemez. Sanık talep ederse ek savunma için süre verilmesi gereklidir (CMK m.226). Kanaatimce sanığa adil yargılama ilkesi ve savunmanın kutsallığı gereği süre talep etme hakkının bulunduğu mahkeme tarafından hatırlatılmalı, sanığın kendiliğinden süre talep etmesi beklenmemelidir.
 
            Ayrıca CMK’nın 226 ncı maddesinde ikinci fıkrasında cezanın artırılması veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek halin varlığı halinde sanığın ek savunmasının alınması belirtilmesine rağmen, ilk fıkrada suçun hukuki niteliğinin değişmesi halinde de ek savunmanın alınmasının gerektiğinin belirtilmesi, kanun koyucunun sanığın iddianameden başka bir hükümle cezalandırılması için mutlaka ek sorgunun yapılmasını istediği sonucuna ulaşılmaktadır. Oysaki sanığın iddianamede belirtilen eylemden daha hafif bir cezayla cezalandırılmasını gerektiren halin ortaya çıkması halinde sanığın mutlaka ek sorgusunun alınmasının istenmesi sanığın aleyhine olabilmektedir. Zira sanık bağışık tutulduktan sonra duruşmaları takip etme zorunluluğunda bulunmaması nedeniyle adres değişikliği gibi hallerde bulunamadığında hakkında yakalama emri düzenlenebilir ki bu durumda sanığın lehine karar vermek için önce aleyhine bir hukuki tasarrufta bulunma gereği doğacaktır. Kanaatimce duruşmada hazır bulunan sanığın mutlaka ek sorgusu alınmalı ancak duruşmadan bağışık tutulan sanığın duruşmada yokluğu halinde önce duruşmaya davet edilmeli gelirse ek sorgusu alınmalı gelmezse ek sorgusu alınmaksızın yokluğunda duruşma bitirilebilmelidir. Ancak kanunun açık hükmü gereği kanaatimizin uygulanma imkanının bulunmadığının belirtilmesinde fayda vardır.
 
 
            ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİN ALINMASI VE DURUŞMAYA SON VERİLMESİ
 
            Duruşmanın sonuna doğru esas hakkındaki mütalaadan önce dosya kapsamındaki tüm deliller bütün olarak değerlendirilir sonra söz sırayla katılana, katılan vekiline, cumhuriyet savcısına, sanığa, sanık müdafii veya yasal temsilcisine verilir (CMK m.216). Bunlar birbirlerinin açıklamalarına cevap verebilirler.
 
            Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir (CMK m.216/3).
 
           
            ARA KARARLAR
 
            Mahkemenin duruşma sırasında verdiği ve esas sorunu çözmemekle birlikte uyuşmasızlıkla ilgili yan sorunlara ilişkin kararlara ara karar denir. Ara kararlar taraflar dinlendikten sonra verilir. Duruşma dışındaki kararlar ise cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan sonra verilir. Mahkemelerce verilen tüm kararların gerekçeli olması gerekir.     
 
           
            TUTANAĞA BAĞLAMA
                       
            Duruşmanın nasıl yapıldığına ilişkin olarak duruşmada yapılan tüm işlemler duruşma tutanağıyla belirlenir.
 
Öncelikle duruşma tutanağının başlığında duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihi, hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin adı ve soyadının belirtilmesi zorunludur (CMK m.220). Duruşma tutanağı mahkeme hakimleri ve zabıt katibi tarafından imzalanır. Listelerde yer almamış bilirkişiler, yargılamada görevlendirildiklerinde kendilerini atamış olan merci huzurunda CMK’nın 64 ncü maddesinde öngörülen biçimde yemin ederler. Yeminin duruşmada yapıldığından duruşma tutanağının CMK’nın 64/6 ncı maddesi gereği bilirkişi tarafından da imzalanması gereklidir. Ayrıca duruşmada yapılan işlemler teknik araçlarla kayıt edilmiş ise bunlarda yazıya geçirilerek imzalanır (CMK m.219).
 
            Duruşmanın nasıl yapıldığı yasada gösterilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispatlanabilir. Tutanağa karşı sahtecilik iddiası yöneltilebilir (CMK m.222). Yargıtay duruşma tutanaklarını aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan belgelerden saymaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
            KAMU DAVASININ DURUŞMADAN SONUÇ ÇIKARMA DEVRESİ  
 
            Hukuka uygun yollarda elde edilen ve duruşmada tartışılmış olunun delilleri hakim vicdanına göre değerlendirerek karar verecektir. Hakim duruşmada tartışılmış olmak koşuluyla bazı delillere daha üstün değer verirken bazılarına hiç değer vermeyebilir. Ancak bu durumu gerekçelendirmesi gerekir. Bilimsel deliller de dahil hiçbir delil hakim için bağlayıcı nitelikte değildir. Hakim vicdani kanaatine göre (CMK m.217) karar verdiği için hukukumuzda vicdani delil (delilleri serbestçe takdir) sistemi hakimdir. Hakimin hükümde gösterdiği tüm olguları kanıtlaması gereklidir.
 
            Medeni muhakemede “iddia eden iddiasını ispat eder” kuralı geçerli iken ceza muhakemesinde kural olarak hiçbir sujenin ispat yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla ispat edemeyen bundan zarar görmez. Örneğin Cumhuriyet savcısı iddianame ile suç isnat etmesine rağmen yeterli delil gösteremezse sanık otomatik beraat etmez. Mahkeme kendisi delil araştırarak mahkumiyet hükmü kurabilir.
 
            Yapılan yargılama sonunda hakimin kafasında her hangi bir şekilde soru işareti varsa, sanık şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği baraat ettirilmelidir.
 
            Atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilen her türlü delille ispat edilebilir (CMK m.217). Yani hukuka uygun şekilde elde edilmeyen deliller hüküm kurulurken vicdani kanaate esas alınamaz. Ancak hukuka aykırı delil değerlendirilmemekle birlikte bu delilin yardımıyla ulaşılan diğer delillerinde değerlendirme yasağı kapsamında olup olmayacağı tartışmalıdır. Örneğin sanık işkence sonucunda suçunu itiraf etmiş ve cesedin yerini söylemiş olabilir. Bu durumda ceset keşfe konu yapılarak değerlendirmeye esas alınabilir mi? Ya da kendisine tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmayan bir tanık ifadesi sonucunda başka delillere ulaşılırsa bunlar kullanılabilir mi? bu şekilde pek çok örnek verilebilmesi mümkündür.   Anglo Amerikan sisteminde bu tür delilleri zehirli ağacın meyvesi olarak görüp zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir denilerek bunlar delil değerlendirilmesi yasağı kapsamına alınmıştır. Kara Avrupa’sı sisteminde kesin bir açıklık oluşmamıştır. Türk hukukunda ise anayasaya göre kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz (Ay m.38/8). CMK.nın 217/2 nci maddesine göre de yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir. CMK.nın 206/2-a maddesin de göre de muhakeme esnasında ortaya konulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise reddedilir. Türk hukukunda deliller arasında her hangi bir ayrım yapılmamıştır. Delil yasaklarına ilişkin teori delil yasaklarının uzak etkisi içinde geçerli olacaktır. Nitekim CMK.nın 217 nci maddesinin gerekçesinde “ örneğin işkence, narkoanaliz, hatayı sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yönelik saldırılar yoluyla elde edilen deliller hükme esas alınamayacaktır” denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır[3].
             
 
            MÜZAKERE VE OY VERME
 
            Mahkemenin uyuşmazlığı çözen son kararına hüküm denir. Hüküm için müzakereye yalnızca hükme katılacak hakimler katılabilir. Müzakereyi mahkeme başkanı yönetir(CMK m.228).  Mahkeme başkanı deneyim kazanmaları için avukat veya hakim stajyerlerini izin verebilir. (CMK m.188,227). Müzakere tamamlandıktan sonra en kıdemsiz üyeden başlanarak oy verilir. En son başkan oyunu açıklar. Hakimler azınlıkta kaldıklarını ileri sürerek oy vermekten çekinemezler (CMK m.229).
 
            Kararlar oy birliğiyle yada oy çokluğuyla verilebilir. Karşı oyun gerekçesinin de yazılması gerekir (CMK m.34/1,224/2). Oylar dağıldığında sanığın en çok aleyhine olan oy çoğunluk meydana gelinceye kadar daha yakın olan oya eklenir (CMK m.229/3). Tek hakimli mahkemelerde müzakereye gerek olmadığı için hakim gereği düşünüldü diyerek hükmü açıklayabilir.
           
            HÜKÜM ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜM UNSURLARI
           
            Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir(CMK m.223/1).
 
            Hükmün konusu iddianamede belirtilen fiil ve faildir (CMK m.225/1).
 
            Hüküm çeşitleri beraat, mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi, davanın düşmesi veya güvenlik tedbirine hükmedilmesi olabilir (CMK m.223/1). Ayrıca Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır(CMK m.223/10).
 
            Atılı eylemin suç olmaması, iddianamedeki eylemin fail tarafından yapılmamış olunması, kanunda belirtilen unsurların gerçekleşmemiş olması, olayda hukuka uygunluk nedenin olması yada sanığın eyleminin sabit olmaması halinde hakim gerekçesini belirterek (CMK m.230/2)   beraat kararı verebilir (CMK m.223/2).
 
            Şayet atılı suçun tüm unsurlarının gerçekleştiği anlaşılırsa mahkumiyet kararı verilir (CMK m.223/5).
 
            Atılı suçun tüm unsurlarının gerçekleştiği anlaşıldığında da bir cezaya mahkumiyet yerine veya mahkumiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine[4] hükmedilebilir (CMK.nın 230/4).
 
            Ceza verilmesine yer olmadığı kararı (CMK.nın 230/3);
 
-          Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali yada geçici nedenlerin bulunması
-          Yüklenen suçun hukuka aykırı ancak bağlayıcı emrin yerine getirlmesi suretiyle veya zorunluluk hali yada cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi
-          Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması
-          Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi hallerinde kusurun bulunmamasından dolayı verilir
 
Ayrıca işlenen fiil suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen (CMK m.223/4);
 
-          Etkin pişmanlık
-          Kişisel cezasızlık nedeninin varlığı
-          Karşılıklı hakaret
-          İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı hallerinde de ceza verilmesin yer olmadığına karar verilir
 
            Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez (CMK m.223/9).
 
            Bir sanık için aynı olaydan dolayı daha önceden açılmış bir dava veya verilmiş bir hüküm varsa davanın reddine karar verilir (CMK m.223/7). 
 
            TCK’da belirtilen düşme nedenlerinin[5] varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde davanın düşmesi kararı verilir (CMK m.223/8). Ancak derhal beraat kararı verilebilecek hallerde düşme kararı verilemez (CMK m.223/9).
 
            Soruşturma veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı iken şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa gerçekleşmesini beklemek üzere davanın durmasına karar verilir(CMK m.223/8). Bu karara uygulamada duruşmanın tatili kararı denilir. Durma kararı hüküm niteliğinde değildir. Zira muhakeme şartı gerçekleştiğinde muhakeme kaldığı yerden devam edecektir. Bu nedenle de itiraza tabidir (CMK m.223/8). Derhal beraat kararı verilecek hallerde durma kararı da verilemez (CMK m.223/9).
             
            Hükmün konusu iddianamede belirtilen olay ve fiilden ibarettir (CMK m.225). Hükümde hükmün konusu, gerekçesi ve sonucun bulunması gereklidir. 
 
           
            HÜKÜM FIKRASI VE GEREKÇELİ HÜKÜM (İLAM)
 
            Mahkeme müzakere yaptıktan sonra kararını açıklarken sadece kısa karar denilen hüküm fıkrasını açıklayabileceği gibi gerekçesini de hemen açıklayabilir. Gerekçe hazır değilse hüküm fıkrası açıklanır (CMK m.231/1). Hüküm fıkrasında sanığa başvurabileceği kanun yolları, merci ve süresi mutlaka bildirilmelidir. Ayrıca beraat eden sanığa tazminat isteyebileceği bir hal varsa bunun da bildirilmesi gereklidir. Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir (CMK m.231/2,3,4). 
 
            Duruşmalar gizli yapılmış olsa dahi hükmün aleni duruşmada açıklanması zorunludur (CMK m.182/2).
 
            Duruşmada yüze karşı yapılan hüküm açıklamasına tefhim denilir. İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir (CMK m.35/1). Şayet sanık ya da müdafii son oturumda yani hüküm sırasında duruşma salonunda değilse onlara yazılı bildirim yapılması gerekir. Hüküm sanığın ve müdafiinin her ikisinin de yokluğunda verilmişse Yargıtay hem avukata hem de sanığa tebligat yapılması halinde Tebligat Kanununun 11 nci maddesinde avukatla takip edilen işlerde tebligatın avukata yapılması gerektiği (Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır) belirtildiğinden sanığa yapılan tebligatın geçersiz olduğunu kabul etmektedir. Ancak bu görüş kanaatimizce doğru değildir. Zira müdafii sanığın yerini alan onunla özdeş bir suje olmayıp ayrı bir yeri olan bir adalet organıdır[6]. Ayrıca Tebligat Kanununun 11/1 nci maddesinin devamında “…Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır” denildiği gibi CMKnın 35/2 nci maddesinde “ Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, ... hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” denilmektedir. Bu durumda sanık hakkında beraat kararı dışında bir karar verilmesi halinde sanığın temyiz etme hakkının müdafiininkinden bağımsız olması nedeniyle sanığa da ayrıca tebligat çıkarılmalıdır.
           
            Kanun yolu süresi tefhimle işlemeye başlar. Bu süre, Yargıtay kararlarına göre duruşmada sanık bulunursa sanığa, müdafii bulunuyorsa müdafie tefhimden itibaren[7], hüküm her ikisinin de yokluğunda verilmiş ise müdafie yapılan tebligatla birlikte işlemeye başlar. Kanaatimizce bir önceki paragrafta belirtilen gerekçelerden dolayı Yargıtay kararı hatalıdır. Sanık ve müdafii için ayrı ayrı tebliğ çıkarılıp süre her ikisi için ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Zira savunma hakkı kutsaldır. Zaten Yargıtay’ın yerel mahkemelerce sanığın yokluğunda hükmedilen beraat kararlarının ve Yargıtay’ca onaylanan ya da kanun yolu aşamasında verilen beraat kararlarını sanıklara tebliğinin gerektiğine dair karar vermiş olması da kendi içerisinde görüşünü çürütmektedir. Kanaatimizce beraat kararı tebliğ ediliyorsa mahkumiyet kararının evleviyetle tebliği gerekmektedir. Zira sanığın beraat kararlarını hukuki menfaat bulunmadığından temyiz etme hakkı bulunmamaktadır.
 
            AİHM bizim görüşümüzün de ötesine geçerek başvurucunun sadece duruşmada duyabildiği ve edinebildiği bilgilerle Yargıtay’a başvurmuş olmasının onun adil yargılanma hakkını ihlal edecek şekilde olduğunu belirterek sanığın ancak gerekçe sayesinde kendisine verilmiş olan temyiz hakkını işlevsel biçimde kullanabileceği belirtilmiştir. Gerçekten gerekçe bildirilmeden temyiz süresinin dolmasına olanak tanıyan bir düzenleme adil yargılanma hakkını ihlal edecek niteliktedir[8].
 
            CMK’nda hükümde bulunan maddi hataların doğrudan hükmü veren mahkemece düzeltilmesini öngören bir hüküm bulunmamaktadır. Ceza muhakemesinde hükmün tavzihi de mümkün değildir. Yargıtay hükmü veren mahkemenin maddi hatalarını düzeltebileceğini kabul etmektedir. Örneğin suç tarihinin 20.04.2000 yerine 30.03.2000 olarak yazılması Yargıtay tarafından mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiş ve bozma nedeni yapılmamıştır[9].   
 
            Şayet hükümle birlikte gerekçesi oluşturulmamış ise en geç 15 gün içerisinde dava dosyasına konulması gerekir (CMK m.232/3). 
 
            Gerekçeli hüküm yazılırken hükmün başında , hükmün “Türk Milleti adına” verildiği, hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanın ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilin, yasal temsilcisinin, müdafiinin adı soyadı ile sanığın açık kimliği yazılmalıdır. Daha sonra beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi ile sanığın göz altında ya da nezaret altında tutulduğu süreler yazılmalıdır (CMK m.232/1-2). Bu hüküm bunlara katılan hakimler tarafından imzalanır. Ancak imza edemeyecek hale gelen hakim var ise bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hakimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır (CMK m.232/3-5).
 
            Gerekçeli hüküm yazılırken hüküm fıkrası aynen yazılmalıdır. Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. ayrıca Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanıp ve mühürlenmelidir (CMK m.232/6,7).
           
            Şayet hüküm fıkrası ile gerekçeli hüküm arasında bir çelişki varsa sanığın lehine ya da aleyhine olmasına bakılmaksızın duruşma da okunan hüküm fıkrası esas alınmalıdır.
           
 
            MAHKUMİYET HÜKMÜNÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
 
 Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yargılamada hükmün açıklanması sırasında dikkate alınması gereken, davayı ve cezayı ertelememekle birlikte, hükmün açıklanmasını erteleyen, kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasını ve beş yıllık denetim süresi içinde kasten bir suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik hükümlerine uygun davranılması şartına bağlı olarak davanın düşmesine karar verilmesini sağlayan yeni bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu incelendiğinde, Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş olmasına rağmen, bu kararın verilmesi ile birlikte sanığın beş yıllık denetim süresine tabi tutulduğu, bu süre içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, dava zamanaşımı süresi dolmadan davanın düşmesine imkan verdiği, sanığı hapse girmekten kurtardığı ve adli sicil kaydına geçmemesini sağladığı dikkate alındığında, bu yönleriyle bu kurum maddi ceza hukuku düzenlemelerini de içerdiği kabul edilmektedir[10].
 
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda sanığın yaşı önemli değildir, sanık çocuk dahi olsa koşullar aynıdır (ÇKK m.23).
 
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
-          Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
-          Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
-          Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir (CMK m.231/6). Ancak bukoşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir (CMK 231/9).
-          Sanığın eyleminin Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlara ilişkin olmaması gerekir (CMK m.231/14).
 
Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez (CMK 231/7).
 
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Ancak böyle bir yükümlülük yüklemek zorunlu değildir (CMK m.231/8). Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
 
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir (CMK m.231/10). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde ise, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir (CMK m.231/11). Görüldüğü üzere mahkeme verdiği ama açıklamadığı cezada değişiklik yapabilmektedir.
 
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin hüküm olmadığı için temyize tabi değildir, bu hükme karşı itiraz edilebilir (CMK m.231/12).
 
 
 
 
 
SONUÇ
 
Başlangıçta, giriş bölümünde söylendiği üzere çalışma akademik kaygılarla hazırlanmamış olup, kanun yolu devresi hariç kovuşturma evresi değerlendirilmiştir.
 
Konunun başlığı gereği ASYUK’nun hükümleri değerlendirme kapsamına alınmamıştır.
 


[1]Erzurum 9 ncu Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Hakimi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Programı Öğrencisi, yvzrdgn@hotmail.com
[2] Nur CENTEL- Hamide ZAFER, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 5.Bası, 2008, s.497
[3] CENTEL - ZAFER, s.700
[4] Belli haklardan yoksun bırakılma (TCK m.53), kazanç müsaderesi (TCK m.55), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (TCK m.56, ÇKK m.5,11), Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (TCK m.57), mükerrerlere ve özel tehlikeli suçlulara uygulanan güvenlik tedbiri (TCK m.58/7), sınır dışı edilme (TCK m.59), tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri (iznin iptali ve müsadere) (TCK m.60)
[5] Sanığın veya hükümlünün ölümü (TCK m.64), af (TCK m.65), dava zaman aşımı (TCK m.66), şikayetten vazgeçme (TCK m.73) ön ödeme (TCK m.75)
[6] CENTEL - ZAFER, s.715
[7] “Sanığın yüzüne karşı verilen hükümde, tefhimle başlayan bir haftalık temyiz süresi 13.05.2004 tarihinde sona ermekte olup, hükmün ayrıca gerekmediği halde sanık müdafiine tebliğ edilmesi yeni bir süre başlatmayacağı gibi yeni bir temyiz hakkı da doğurmaz” YCGK 14.02.2006-3-25/18 aktaran CENTEL - ZAFER, s.715
[8] CENTEL - ZAFER, s.715-716
[9] Y 10.CD, 18.02.2002-30474/8655; ayrıca “gerekçeli karar başlığına yanlış yazılan sanıkların ana adının nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesi olanaklıdır” Y 6. CD, 17.10.2006-2864/10041; aktaran CENTEL - ZAFER, s.716
[10] As.Yrg.Drl.Krl. 07.03.2008 gün ve 2008/40-33 E-K sayılı kararı (karar yayınlanmamıştır)
Tüm Hakkı Saklıdır
suchukuku.com